Bu haber kez okundu.

Akademisyenler mobbing mağduru

Üniversitelerde akademisyenlerin en büyük sorunlarından biri; mobbing.

Eski YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya da, geçen ay Al Jazeera'ye verdiği röportajda yükseköğretim sisteminin sorunları arasında mobbingi de saymıştı. Çetinsaya, YÖK'e gelen dosyalardan gördüğü kadarıyla disiplin yönetmeliklerinin de mobbing unsuru olarak kullanıldığını söylemişti.

Araştırmalar akademik camiada yaşanan mobbing sorununu ortaya koyuyor. Öğretim Elemanları Derneği (ÖGEDER), Temmuz ayında 1987 akademisyenle "Akademisyenlik Tanımı Anketi" gerçekleştirdi. Araştırma sonucunda, mobbinge uğradığını söyleyenlerin oranı yüzde 37, kısmen mobbing mağduru olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 28 çıktı.

Bu sonuçlara göre, toplamda akademisyenlerin yüzde 65'i 'kısmen veya tam anlamıyla mobbinge uğradığını ve baskı gördüğünü' söylüyor.

Mobbinge uğrayan birçok akademisyen ise çareyi kurum değiştirmekte buluyor. Akademisyenlerin yüzde 59'u kurum değiştirmek istediğini söylüyor.

Üniversiteden ayrıldı

Yaşanan mobbing vakaları kimi zaman da yargıya taşınıyor. Bu örneklerden biri de Marmara Üniversitesi'nde yaşandı.

Prof. O.E, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi ve bağlı bulunduğu anabilim dalının da başkanıydı. (Akademisyen, isminin ve fakültesinin bilinmesini istemediği için, haberimizde ismi yerine, rastgele bir kod kullanılmış, görev yaptığı yer belirtilmemiştir.)

Üç yıl önce aynı bölümdeki bir diğer akademisyen ile yaşadığı süreç, iddiasına göre zaman içinde mobbinge dönüştü. Profesör, üniversiteden ayrılarak başka kurumlarda çalışmaya başladı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na ise, başta meslektaşı, üniversitenin idarecileri de dahil olmak üzere 5 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcılık soruşturma izni konusunda YÖK'e görüş sordu.

Profesöre İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından, "iş yerindeki zorluklar ve otoritesini sarsan, değersizleştiren olayların ardından başlayan major depresyon" tanısı kondu. Adli Tıp raporuna göre, profesör uzmanlara mobbing nedeniyle başının ağrıdığı, kilo kaybettiğini, kaşıntı yaşadığını, hayattan tat almadığını anlattı.

Mobbing depresyona soktu

Suç duyurusu dilekçesindeki anlatımlarına göre ise, olaylar şöyle gelişti:

"T.Z. (aynı bölümde görev yapan ve mobbing yaptığı ileri sürülen öğretim üyesi) üniversitenin başlamasından günler sonra fakülteye geldi ve anabilim dalı başkanıyla (şikayetçi olan profesör) konuşmamaya başladı. Bir süre sonra anabilim dalı başkanı, dekanlık tarafından çağrıldı. Dekanlık, T.Z.'nin 'derslerine ve sınavlarına, akademik özgürlüğüne karışılmaması ve kendisine bir asistan tahsis edilmesi istediğini' bildirdi. O.E, ise 'anabilim dalında herkesin akademik özgürlüğünün olduğunu , herkesin kendi sorularını ve istediği kitapları okuttuğunu' söyledi. Bu arada ilerleyen süreçlerde O.E'nin, anabilim dalının ve kendisinin haberi olmadan bu kişinin uluslararası sempozyum yapmak için dekanlığa başvuru yaptığını öğrendi."

İki öğretim üyesi arasındaki gergin süreç benzer olaylarla devam etti. İddialara göre, şikayetçi olunan öğretim üyesi, anabilim dalı başkanlığı yerine talep ve yazışmalarını dekanlık üzerinden yaptı, anabilim dalı başkanı yok sayılarak idari olarak tanınmadı, şikayetçi profesörü dekanlığa şikayet etti ve ceza almasını istedi.

Bu süreçte, anabilim dalı başkanı O.E., üniversiteden ayrılmaya karar verdi.

Savcılıktan öteye gidilemiyor

O.E.'nin avukatı Metin İriz, başka kurumlarda mobbing olaylarının yargı süreçlerinin daha hızlı ilerlediğini ancak akademi dünyasında dava aşamasına bile zor gelindiğini söyledi:

"Savcılılık YÖK'e soruşturma izni konusunda başvuru yapıyor. YÖK'ten bir türlü cevap gelmiyor. Savcılıklar suç duyurusu hakkında görevsizlik kararı veriyor."

"Mobbingin farkında değiller"

ÖGEDER Başkanı Yard. Doç. Dr. Vahdet Özkoçak, daha önce Mobbing Derneği'nde görev aldığını ve kendisine üniversitelerden üç bine yakın mobbing mağduriyeti iletildiğini söylüyor.

Akademisyenlerin de çoğunlukla yaşadıkları sorunların mobbing olduğunun farkında bile olmadıklarının belirten Özkoçak, şöyle konuşuyor:

 

"Yükseköğretmide mobbingin yeni yeni farkına varılıyor. Mesela bir yardımcı doçente ders açılmaması, bir akademisyenin doçentlik jürisinde iki kere kaybetmesi mobbingidir. Çünkü doçentliğin kriterleri var. Başarı juriye göre değişmez. Çoğu akademisyen kendine yapılan mobbinge ses çıkaramıyor. Mesela bir araştırma görevlisi mobbingi yapan zorbaya ses çıkaramıyor çünkü o kişinin onun yüksek lisans ve doktora tez jürisinde olacak kişi. Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı'ndaki araştırma görevlileri bu programı, doktoralarını bitirmek zorunda. Eğer başarısız olurlarsa bu program için aldıkları desteği geri ödemek zorundalar. Senetler imzalatılıyor. 'Doktoramı bitireyim yoksa milyarlarca liralık senet bekliyor' diye düşünüyorlar. Hocaların her yaptığına boyun eğiyorlar. Ders verilmesi gereken bir yardımcı doçente siyasi görüşü nedeniyle ders verilmiyordu. Bu hoca geldiğinde hastalanmış, fiziken bitmiş, zayıflamıştı."

Özkoçak, YÖK'ün üniversitelerde mobbing ofisi kurma yönünde bir çalışma yürüttüğünü ancak projenin devam etmediğini söylüyor.

Özkoçak, "YÖK ve tüm üniversitelere mobbing ofisleri kurulmalı. Dekanların, rektörlerin yetkileri çok fazla. Rektör kampüsü içinde validen bile daha yetkili. Bir dekan siyasi bir güçle istediğim kişiyi istediğim yere atarım diyorsa mobbing önlenemez. İdari görevlilerin sınırsız yetkileri kısıtlanmalı" diye konuşuyor.

YÖK'e de Mobbing Ofisi Projesi'nin ne aşamada olduğunu ve kendilerine ulaşan mobbing vakalarını sorduk. Ancak YÖK'ten bu konuda bir geri dönüş olmadı.

Umay Aktaş Salman - Al Jazeera

 

memurlar.net

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber