Bu haber kez okundu.

2014\'ün Türkiye\'sinde Lise Eğitim ve Öğretimi Bu Kadar Sahipsiz mi?

Atama bekleyen genç öğretmenin mevcut lise eğitimi hakkında değerlendirme;

'Lise dönemi, bir öğrenci açısından üniversiteye açılan en önemli kapıdır. Aynı zamanda bir öğrencinin 14-18 yaş aralığını geçirdiği kimlik arayışının da şekillendiği en önemli çağıdır. Bu çağ ki türlü tehlikeleri içinde barındıran ancak ergen diye adlandırılan gencin 'bana bir şey olmaz' anlayışı içerisinde cesurca davrandığı ve kanının deli aktığı zamanlarıdır. Bu zamanlarda ergene, akran ilişkileri aile ile olan ilişkilerden daha ötede anlamlı gelmektedir. Bu sebepten arkadaşına az ya da çok benzeyen, popüler kültürden yozlaşma düzeyinde etkilenen gençler türemektedir. Ülkemizi bu açıdan değerlendirdiğimizde lise gençliği internet ve dizi bağımlısı, marka tutkunu, şükretmeyi bilmeyen,üreten değil tüketen belki de bunlardan daha kötüsü uyuşturucu bağımlısı ve bir örgütün şehir ayağına varan bir profilde karşımıza çıkıyor. Mutlaka çok güzel örnekler de var ancak giderek yozlaşan bir neslin türediği açıktır. Bunda kuşkusuz teknolojinin hızlı bir şekilde ülkemize girmiş olmasının yanı sıra ardında kültürümüzü gençlerimize doğru aktaramamamız, dilimize sahip çıkamamamız, bilimsel anlamda bir proje üretememiz yatmaktadır. Eğitim sistemimiz de söylediklerimizi kanıtlar niteliktedir. Kanıt olarak sadece öğretmen atamalarına bakmak yeterlidir. Sınıf öğretmeni alımı eylül ayında 6000'leri aşarken ve ortaokul branşları da az ya da çok toplamda iyi bir sayı alırken, lise branşlarının atamalarındaki sayıların toplamı bir sınıf öğretmeni atama sayısına ya ulaşamamakta ya da toplamı ancak bir sınıf öğretmeni ataması kadar olabilmektedir. Peki soruyoruz ailesinin gözetimi altında aile odaklı bir eğitimin olduğu ilkokul çağı mı önemli yoksa aile faktörünün ortadan kalktığı çevre odaklı lise çağı mı önemli? Günümüz şartlarını değerlendirirsek herkesin tabiki lise öğretiminin daha önemli diyebilmesini bekleriz. Çevreden gelen uyarıcılara bu kadar açık olan döneme milli eğitim bakanlığının bu denli az önem vermesini de anlayabilmiş değiliz.

 

    Lise branşlarının önemine tek tek branş bazında bakarsak; en başta dilimiz ve edebiyatımızın bugünlerde ne denli önemsiz görüldüğünden söz etmek isteriz. Türk dili ve edebiyatı, aslında en milli ve önemli öğretmenlik alanlarından birisi olması gerekirken şu an İngilizce ve diğer dillere duyulan özentiden ötürü önemini kaybetmiş durumda. Yanı sıra edebiyatımızın başka sorunu edebiyat sevgisini öğrenciye aşılayamıyoruz sebebi de dil devrimi. Pek çok açıdan dil devriminin bize katkısı büyük olsa da maalesef Türk toplumu açısından bir kırılma noktasıdır. Geçmişimizi bir reddediş ve kopuştur. Bu kopuş sebebiyle diğer toplumların dili ve kültürüne yozlaşma bakımından açık hale gelmişiz. Oysa tamamiyle bir reddediş olmaktan çıkarmak adına baştan beri Osmanlı Türkçesi adı altında bir ders verilmiş olsaydı kuşaklar arasında geçmiş bağı kopmamış olurdu. Nitekim günümüzde Osmanlı Türkçesi ile yazılmış metinleri öğrencilerle paylaşamıyoruz.  Öğrenciler sadece bir asır öncesinin sanatkarlarını anlamakta zorlanıyorlar. Oysa batı kaç yüzyıl öncesi sanatkarını hala kendi toplumuna okutup onları diğer toplumlara da okutabiliyor. Türkiye'de bu husus gözden kaçarken üstüne bir de tersi uygulamaları görebiliyoruz. Osmanlı Türkçesi dersi bir dil dersi olmasına karşın din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerine verilmiş olması da oldukça ilginçtir. Türk dili ve edebiyatı öğretmenleri bu alanda eğitim almalarına rağmen bu dersi veremiyor olması da oldukça üzücüdür. Bir toplum diline ve edebiyatına sahip çıkmalıdır. Eğitim sistemi de buna zemin hazırlamalıdır. Bir sınıf öğretmeni alan değişikliği ile liselerde Türk dili ve dersi vermemeli. Herkes kendi alanında işini yapmalı. Vasıfsız insanların  verdiği eğitim dikkat edilmese de o neslin katledilmesidir. Edebiyattan soğuyan öğrenciler dikkatlerini olumsuz işlerde toplayacaklardır. Bu gençlerin oluşturduğu toplum da maalesef gerilemeye mahkumdur. Dili yozlaşmış edebiyatından haberi olmayan özenti bireylerden oluşacaktır.

 

    Lise branşlarından hakkı en çok yenen bir diğer branş tarih öğretmenliği. O da Türk kelimesinin  önemini yitirmesinden olsa gerek edebiyat gibi unutulmuşluktan nasibini alıyor. Nasıl dilini ve edebiyatını merak etmeyen bir nesil yetiştiriyorsak işte tarihini de merak etmeyen bir nesil bu. Yahya Kemal'in, edebiyat/dil, tarih ve coğrafya anlayışını nasıl bağdaştırdığını bilmeyen ve Fransız kültürüne özentiyle bakan ancak o kültürün bin yılda bir milleti yarattığını bilmeyen bir nesil. Tarihini bilen ve tarihinden ders almasını bilmeyen bir gençlik elbet yine yozlaşmayan açık hale geliyor. Kendisini ve atalarının geçmişini küçümsüyor oysa anlatılsa tam anlamıyla tarihi tarihini bilen öğretmenleri tarafından belki farklı olurdu. Çoğu tarih dersine alan değiştiren sınıf öğretmeni girmese ya da ders saatini doldurmak adına başka branşı olan öğretmen tarafından bu ders okutulmasa tarihini seven bir toplum olabilirdik.

 

     Coğrafya, felsefe ve sosyoloji öğretmenleri de lise branşları içinde atama açısından mağdur edilen diğer branşlardır. Türk dili ve edebiyatı bölümünde olduğu gibi felsefe ve sosyoloji bölümünde de açık öğretim bölümlerinin açılmış olması ve herkese formasyon veriliyor olması bu bölümleri bitiren öğretmenleri mağdur etmektedir. Mezun sayısı her geçen gün artarken atama sayısı düşmektedir. Ters orantılı bu gidişat öğretmenleri etkilediği kadar öğrencileri de etkilemektedir. Yıllarca atanma kaygısı ile çalışan öğretmenler atandıktan sonra da haftada birkaç saat ders vermekte emeklerinin karşılığını alamamaktadırlar. Birkaç saat ders ile de öğrencilere yeterince verimli olamamaktadırlar.

 

     Lise eğitimi, sadece Türk dili ve edebiyatı dersi değildir. Pozitif bilimlerin de verildiği matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi temel dersler de önemlidir. Bu derslerin iyi öğretildiği bir toplumda teknolojik buluşlar gerçekleşecektir. Üniversitelerimizde daha verimli ders işlemek adına liselerde bu derslere de önem verilmelidir. Osmanlı Devleti'nin yaptığı hatayı şu an biz de yapıyoruz. Din ağırlıklı bir eğitim sistemi oluşturuluyor fakat pozitif bilimler bir kenara atılıyor. Fizik öğretmeni bir kişi Türkiye birincisi olmasına karşın bu ülkede ataması olmayan bir bölüm adledildiği için atanamıyorsa yetkililere sormak gerekiyor. Biz fizik, kimya, biyoloji ve matematik açısından çok mu ilerideyiz diğer ülkelere göre? Eğer ilerideysek ki değiliz niçin hala üretici değiliz teknolojide tüketiciyiz? Sınıf öğretmeni atamak yeterli mi? Fiziğe ihtiyacımız yok mu? Hele her alanı etkileyen matematiğe ihtiyacımız yok mu? Sadece okuma yazmayı öğrensek ve TEOG sınavlarında başarılı olsak kafi mi?

 

    Bir diğer husus lise öğretmenlerinin yaş ortalamasıdır. Boş olan derslere ücretli öğretmen olarak görevlendirildiğimizde gördüğümüz tablo hazindir. Çoğu öğretmenin yaş ortalaması yüksektir sadece bununla da kalsa iyi emeklisi gelmiş ancak emeklilik koşulları kötü olduğu için emekli olmayan öğretmenler liseleri doldurmuştur. Biz genç öğretmenler ise; yeni programlarla yetişmiş olduğumuz için yaşlı öğretmenler tarafından hem ücretli olduğumuz için hem de yeni icatlar çıkardığımız için hor görülmekteyiz. Eski eğitim sistemlerinin yetiştirdiği bu öğretmenler bilgi bakımından donanımlı ancak otorite tutkunu öğrenciyle fazla alakalı olmak istemeyen dersimi anlatır giderim mantığında öğretimini sürdüren öğretmenlerdir. 330Bin işsiz atama bekleyen öğretmen varken ve çoğu lisede ücretmen çalıştırılırken halan neden bu öğretmenlerin emekli olması sağlanmamaktadır? Kuşak farklılıkları yeni nesille bu denli zıtken niçin günümüz gençliği önemsenmeyip onların eğitimi bir kenara atılmaktadır. Bir an önce genç öğretmenler atanarak yeni nesillere yeni ve öğrenci odaklı programlarla örülü dersler anlatılmalı ve lisede okutulan derslerin sevdirilmesi sağlanmalıdır. Öğrencilerin dikkati olumsuz uyarıcılardan arındırılıp derslere doğru kaydırılmalıdır. Bu şekilde sağlıklı bir nesil ve o nesli devam ettiren bir toplumdan söz edebiliriz.

 

    Toplamda bakarsak; ülkemizde lise çağındaki gençlerimizin bir yozlaşma içerisine atıldığını görmekteyiz. Ulusal herhangi bir değeri fark edemeyen nesil sadece okuma yazma bilen TEOG sınavlarında başarılı olduğu kadar alkışı hak eden bir nesil olarak görülmekte lisede okutulan derslerin de sadece üniversiteye geçişte not anlamında anlamlı olduğunu görüyoruz. Oysa lisede okutulan dersler bir nesli uyuşturucudan ve suçtan uzak tutan, dilini, edebiyatını ve tarihini bilen ve yücelten, bilimsel projeler üreten bir nesil yaratma noktasında bir araçtır. Bu sebepten milli eğitim bakanlığı ve ilgili makamlar öğretmen atamalarında adil olmalıdırlar. Lise branşları ve lise gençliği gereken önemi almalı yoksa hala intihar eden, uyuşturucu içen, suça karışan bir nesil için gerekli tedbirler arama yoluna gidebiliriz. En büyük tedbirimiz eğitimle olmalıdır. Lise eğitimi bu anlamda en büyük çözümdür.''

     

                                                  ATAMA BEKLEYEN 330BİN GENÇ ÖĞRETMENDEN SADECE BİRİSİ AYNI ZAMANDA LİSE BRANŞ ÖĞRETMENİ

 

.egitimajansi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber