Öğretmen Diyarı

Üniversiteye giriş sistemi stresi azalttı mı?

Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı Atilla Olçum, Yükseköğretim Kurulunun (YÖK), eleştirilerini dikkate almasından memnuniyet duyduklarını belirterek, "Şu an itibarıyla üniversiteye giriş sistemi birçok stresi azaltmış görünüyor." dedi.

Eğitim Bir-Sen Ağrı Şubesince sendika binasında düzenlenen toplantıda konuşan Olçum, eğitim sisteminde birçok sorunlu alanlar olduğunu söyledi.

Önlerinde 4-5 tane sorunsal alan olduğunu belirten Olçum, "Bu sorunsal alanları toparlamadığımız sürece de bu stres bize, geleceğimize ve gençliğimize yansıyacak. Bu da Türkiye'ye yansıyacağı anlamına geliyor." dedi.

Eğitimde sorunların bütün paydaşlarla istişare edilmeden yeni politikalar üretilmemesi gerektiğini savunan Olçum, şöyle konuştu:

"Biz tabanız. Bu ülkenin ortalamasını almış 81 ilinde 900 küsur ilçesinin tamamında örgütlenmiş ve teşkilatlarıyla da ciddi bir organik bağı olan teşkilatız. Sorunları veya politikaları sadece Eğitim Bir-Sen ile istişare edin demiyoruz. Bu ülkede görev yapan çalışanlarla ve eğitim alanında faaliyet gösteren bütün sendikalarla, sivil toplum kuruluşlarıyla eğitim politikalarını uygulamadan önce istişare edin. Bu çağrıyı Ağrı'dan bakanlığa yapmış olayım. Lütfen eğitim politikalarını belirlerken yüzünüz tabana, eğitim çalışanlarına dönük olsun."

Olçum, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş'te (TEOG) yeni sistem modeli ortaya konulduğunu anımsatarak, "Bakanlığa bir yıl önce çağrıda bulunmuştuk. TEOG'un yerleştirme boyutuna mutlaka bir neşter vurulması gerektiğini ifade etmiştik. Merkezi bir sınav olmalı, fakat bu sınavda öğrencilerimiz sadece 8. sınıftan sorumlu olsun. Bakanlığın en azından açıklamış oldukları sistem ve önümüzdeki günlerde istişareye açık şekilde düzeltilmesi gereken alanlar noktasında konuyu kamuoyu ile tartışmasını temenni ediyoruz." diye konuştu.

Üniversiteye girişte birtakım değişikliklerin YÖK tarafından açıklandığını hatırlatan Olçum, şunları kaydetti:

"YÖK'ü bu konuda tebrik ediyorum. YÖK, yeni sistemi açıkladıktan sonra tartışmayı, bütün eleştirileri dinledi. Üniversiteye hazırlanan bir çocuğun hayata da hazırlandığı gerçeği göz ardı edilmişti. Biz burada öncelikle soru sayısının artırılması ve diğer derslerin de her 2 oturumda da yayılmış şekilde yedirilmesi, mümkünse de birinci ve ikinci oturumun da aynı gün değil ikinci oturumun sonraki güne kaydırılmasını olmazsa olmaz olarak ifade etmiştik. YÖK tarafından açıklanan yeni sistemde bu söylediklerimizin hepsi dikkate alınmış. Şu an itibarıyla üniversiteye giriş sistemi birçok stresi azaltmış görünüyor."

Toplantıya, Eğitim Bir-Sen Ağrı Şube Başkanı Süleyman Gümüşer, Memur-Sen üyeleri ve vatandaşlar katıldı.

AA


Tekin, John Dewey’in ve Buber’in Tartışmalarına İşaret Etmektedir

İstanbul ili İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün önemli projelerinden biri olan “Harezmî Eğitim Modeli” yeni dönem çalışmalarının tanıtımı geçen hafta yapıldı. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Yelkenci’nin, bilgi işlemsel düşünme becerisiyle bilgisayar bilimleri öğretimi, programlara öğretim araçları bilimleri öğretimi, disiplinler arası yaklaşımla bilgisayar bilimleri öğretimi, robotik ve oyun yolu ile bilgisayar bilimleri öğretimi ve dünyada başka bir benzeri olmayan STEM eğitimine sosyal bilimleri de ekleyerek bilgisayar bilimleri öğretimi şeklinde beş ana başlıkta özetlediğiHarezmî Eğitim Modeliyle öğrenciler pilot uygulamalarda özgüven kazanmıştır. Tanıtım toplantısının önemli ve tartışılması gereken saptamalarından birini MEB Müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Tekin şu şekilde yaptı: “Çocuklar, okullardaki teorik bilgileri günlük hayatta kullanabilsinler, bir işe yaradığını hissetsinler istiyoruz. Bu proje çok daha farklı bir şey yapıyor. İlkokul çağındaki çocuklar problem tespiti yapıyor. Günlük hayatta yaşadığımız problemler nelerdir, bu dünyaya ilişkin problemler nedir? Önce bunu tespit ediyor çocuklar. Sonra bir hayal kuruyorlar. Sonra da o hayallerini hayata geçirebilecekleri materyaller üretiyorlar. Aslında bizim eğitimle ilgili vermek istediğimiz şey de bu.” Tekin’in bu önemli saptamaları bizi eğitim felsefesindeki önemli bir tartışmaya götürüyor. Bu tartışma bağlamında çocukların okullardaki teorik bilgileri günlük hayatta kullanabilmelerini ve bunun nasıl olacağını ele almaya çalışalım.

Öğrenciler Okulda Öğretilen Bilgilerin Günlük Hayatla Bağlantılarını Kurabilmelidirler

Tekin’in öğrencilerin okullarda öğrendikleri bilgileri, müfredat ve diğer kazanımları güncel hayata uyarlayabilmelerinin önemi şeklinde ifade ettiği nokta, eğitimin olmazsa olmazıdır. Öğrenci günlük hayata uyarlamakta zorlandığı bilgiyi öğrenirken çok istekli olmayacağı gibi; eğer bu bilgiler günlük hayatla ilişkili değilse öğrenci, ezberleyen bir bilgi deposu olmanın ötesine de gidemeyecektir. Tekin, bizi John Dewey’in “eğitim hayata hazırlık mıdır, hayatın kendisi midir” ve egzistansiyalist bireyci eğitim felsefecisi Buber’in Bahçıvan- Heykeltıraş metaforlarına ve eğitimin huni analojisine götürmektedir. Neydi öğrenci merkezli pragmatizmin ve John Dewey’in meşhur tartışması? Yusuf Tekin’in öğrencilerde istediği gelişme bu yönüyle pragmatik eğitim felsefesinin ana amacıdır. Pragmatizm, eğitimi hayata hazırlık olarak değil; kendisi olarak görerek, öğrenciler bu süreçte kendi bilgi ve kavrayışlarını başka problemlerle karşılaştıklarında uygulayabilmeli; bunun için de öğrenciler bilgilerini inşa ederken bunu kolaylaştıracak etkinliklerle yüz yüze bırakılmalı, bunun için de öğretim yöntem ve tekniği olarak proje temelli, işbirliğine dayalı yöntemler kullanılmalı diyordu. Sayın Müsteşar’ın önemle vurguladıkları Harezmî Eğitim Modeli’nin bir ayağı bu eğitim felsefesidir. Yani; pragmatizmin eğitime yansıması, ilerlemecilik ve yapılandırmacılıkta olduğu gibi teoriyle pratiğin bir araya gelmesi, öğrencilerin sosyal yaşama katılma yeteneklerinin, problem çözme becerilerinin geliştiği yerler olmalıdır okullar.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol