Bu haber kez okundu.

TEFTİŞ SİSTEMİMİZ İNSANDIŞILAŞTIRAN NİTELİKTE

SAVAŞ ÖREN'İN ALDIĞI CEZALARI KINIYORUZ !
   
Türkiye’de temel problem alanlarından birisi de “din-devlet” ilişkisidir. Bugünlerde yeniden tartıştığımız “Alevilik” meselesinden tutun “Zorunlu Din Dersine”, Diyanet işleri Başkanlığından” “Tekke ve Zaviyelerin” durumuna değin sıralayacağımız başlıklar bu problem alanının bileşenleri olarak karşımıza çıkıyor. Kimi iyileştirmeler yapılmış olmakla birlikte temel hak ve hürriyetler temelinde çözüme kavuşturulması gereken hatırı sayılır düzeyde başlığın da çözülmeyi beklediği izahtan varestedir.

Şüphesiz “din-devlet” ilişkisinin doğrudan yansıdığı alanlardan birisi de eğitim-öğretim alanıdır. Ak Parti Hükümetleri döneminde “başörtüsü”, “katsayı”, “imam hatip ortaokulları” gibi alanlarda iyileştirmeler yapıldı. Lakin gelinen noktada daha derin ve yapısal sorun alanlarıyla karşı karşıya olduğumuz da ortadadır. Özellikle “yeni teknolojilerin” öncülük ettiği büyük bir transformasyon dalgasının içerisinde yol alıyoruz. Enformatik dönüşüm olarak adlandırabileceğimiz bu yeni sürecin ne tür alt-üst oluşlar, kopuşlar, savrulmalar yarattığı hem eğitim-öğretim hem de sosyal-kültürel gündemlerimizde açığa çıkan sorunlardan belli olmaktadır. Kültürün istikrarsızlaşması, nesiller arası kopukluk, McLuhan’ın, Postman’ın, Ellul’un, Illıch’ın dikkatlerimizi çektiği nevzuhur dünyanın komplikasyonlarında cendereye alınan ve MEB Bakanının dış cebinde taşıdığı kalemle aidiyetini simgesel olarak gösterdiği kültürel dünyanın aşınmasına çaresiz stratejilerle direndiğimiz bir eşikteyiz. Bu eşik, karşımıza eğitim-öğretimin ontolojisinden anne-baba rollerine, öğrenci tipolojisinden öğretmenin konumuna ve hepsini içine ilişki biçimine değin karmaşık bir pratik çıkartıyor.

     Postman’ın ifadesiyle “teknopolik” bir atmosferde debelendiğimiz ve MEB Bakanının “enformatik cehalet” şeklinde kimi boyutlarına vurgu yaptığı süreç, eğitimin klasik kurgusunu bozduğu gibi başta öğretmen olmak üzere eğitimin temel bileşenlerini tabiri caizse yapıbozuma uğratmaktadır. Modern formülasyonuyla eğitim-öğretim alanı yapılanma, işleyiş ve denetim sistematiğiyle zaten sadra şifa bir rol üstlenmekten aciz iken “yeni zamanlar” mevcut yapıyı dünün işlevsiz tortusuna-kalıntısına-enkazına çevirmektedir. Bu ahval ve şerait içerisinde zamanın ruhu tarafında taltif edilen talepler, bağlantılı olarak sosyal mühendisliğe meftun niteliğiyle katı ulus devlet politikalarının aşınmasıyla geniş bir talep ve beklenti listesiyle açığa çıkan basınç ve tarım, sanayi gibi iki önemli devriminin ardından bugün içinde yaşadığımız bilişim çağının küresel ve postmodern koşulları üzerinden eğitim-öğretim, hem formu hem de içeriği ile değişime zorlanmaktadır.

     Bu sürecin kurumsal yapıda yarattığı dalgalanma ve eğitim-öğretim sürecinin temel aktörü olan öğretmenin konumunda oluşturduğu sallantıya basına yansıyan haber örnektir. Niğde Yunus Emre Anadolu Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Savaş ÖREN’in yaşadıkları iki konuya dikkatlerimizi çekiyor. Birincisi sistem içerisinde öğretmenin konumu. Alan dersi öğretmeni ve anlaşıldığı kadarıyla alanına ilişkin duyarlılığı olan bir insanın teknik bir yaklaşım üzerinden öğretmenin özerkliği tümden elinden alınarak basit bir araca indirgenmeye çalışıldığı ve bu biçilen konumuna harfiyen uymadığı gerekçesiyle cezalandırıldığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bir taraftan öğretmenin misyonundan, örnekliğinden diğer taraftan eğitim-öğretimin temel amaçlarından olan eleştiren-sorgulayan öğrencinin yetiştirilmesinden bahsedeceğiz diğer taraftan söz konusu amaca götürücü yolları kapatan, öğretmeni edilgen bir aktarıcıya indirgeyen ve öğrenci ile yaratıcı bir ilişki yerine mekanizmde boğulan bir uygulamaya hayat vereceğiz. Savaş ÖREN’in durumu bu açıdan önemlidir hele hele ikinci kez cezaya çarptırılması vicdan yaralayıcıdır.

     İkincisi teftiş düzeneğimizin Weber’in “demir kafes” metaforuna uygun şekilde insandışılaştıran bir teknik işleyiş üzerinden sürmekte olmasıdır. Öğretmenin indirgenmiş olduğu pozisyonun sevimsizliği ve eğitim-öğretimi insanilikten çıkartıp teknik bir işleyişe savuran mekanizmdir. Bu hem öğretmeni içeriksizleştiren hem de öğrencileri insani bir ilişkiyle muhatap olmaktan çıkaran basit bir müşteriye indirgemektir. Diğer taraftan içerikte öğrenci, veli katılımına zaten kapalı olan bir sistemde öğretmenin de elinin kolunun bağlı hale gelmesi çoğulculuğu baskılamakta, geçmişimizle ve günümüz dünyasıyla uyumlu olmayan hiyerarşik bir konumlanışı dayatmaktadır. Bu hiyerarşi teftiş düzeneğini de arkasına alınca ortaya pür bir otoriterlik çıkıveriyor.

     Bu açıdan dini çoğulculuğu “resmi” bir hakikate kurban eden, “eleştirel-sorgulayıcı öğrenci” amaçlılığını teftiş eliyle pratikte “helvadan puta” çeviren ve kenar-ı Niğde’de Öğretmen mağdur eden uygulamayı Özgür Eğitim-Sen olarak şiddetle kınıyor, Savaş ÖREN’in uğradığı haksızlığın bir an önce giderilmesi için yetkilileri göreve çağırıyoruz

 

 
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber