Bu haber kez okundu.

SENDİKACILIKTA AHBAP ÇAVUŞ DÖNEMİ BİTMELİDİR

Türkiye büyük ülke olma yolunda hızla ilerliyor. 7 Haziran seçimlerinin yönetim ve siyaset kademesindeki herkese verdiği mesajın yanı sıra,   1 Kasım seçimlerinin de öncesi ve sonrası ile verdiği mesajı siyasetçilerin iyi okuması gerektiği dersler çıkarması gerektiği şüphesizdi.

Seçim sonuçları neticesinde Başbakan Davutoğlu'nun yaptığı konuşmada kucaklayıcı mesajlarının yanı sıra  basına kapalı olarak  Milletvekillerine ve İl Başkanlarına  yönelik konuşmada verdiği mesajlar da oldukça önemliydi. Her türlü kirli ilişkilerin içinde olan , mal , mülk ve servetinde artış olan herkesten hesap soracağını ve partide barındırmayacağını açıklaması siyasi temizlik ve toplumdaki ahlaki algının yeniden inşası açısından oldukça önemliydi.

Milletin verdiği mesajı siyasi iktidar çok iyi okumuş ve bundan gereken dersleri çıkarmıştı.

Artık millet olarak içimiz ferahlamış ve  biraz daha millet olarak rahatlayabilirdik.

Şimdi bu mesajı algılaması ve çok iyi okuması gereken iki zümre daha var. Bunlar Sendikacılar ve Referans oldukları Bürokratlarla idareciler.

Özellikle de yetkili sendika Memur Sen.

Sendika demek sadece sivil toplum kuruluşu demek değildir.  Şubat soğuğunda ülkeyi buz kestiren büyük yapının parçalarından  biri olan Sendikalar, Milletin kaderiyle oynamış, demokrasi tarihine adlarını kara bir leke olarak yazdırmışlardır.

Sendika demek sendikadan fazlası demektir. Milli irade demektir, demokrasi demektir, bürokratik vesayete , oligarşiye karşı direnmek demektir.

Sendikacılık bükemediğin bileği öpmek değil ısırmak demektir

Sendikacılık, hele hele İnsani evrensel değerleri, İslami değerlerin tamamını kendine meşale yapan Memur Sen gibi bir camia ise; Sendikacılık  Millet demek, ümmet demektir.

2023 hedeflerine doğru koşan Büyük Ülke Türkiye kendisini, geçmişte de olduğu Müslüman, lider, adil bir ülke olarak konumlandırmış ve devlet de tüm kurumlarıyla bu yeni paradigmayı benimsemiş buna göre kodlamış durumda.

17-25 Aralık sürecinde paralel yapıdan ağzı yanan iktidar, bürokraside büyük bir tasfiye başlatmış ve olağanüstü bir dönem şartlarıyla hareket ederek adil olup olmadığı tartışılabilecek ancak memleket adına çok önemli kararlar almış ve  bazı çok kritik adımlar atmak zorunda kalmıştı. Bu sayede mücadelede başarıyı elde etmişti.

Ancak 17-25 aralık darbe girişimi olağanüstü döneminin kendi özgü bu durumundan faydalanarak bazı bürokratlar bir yerlere getirildi, onlara kadrolar verildi.

Herkes çok şükür dedi.

Ancak  şükür ve takdir olmadığından olsa gerek, şifa olsun diye başlatılan tedavi başarıya ulaşsa da bu sefer   “sıhhat” geri saydı , çürüme başladı. Bünye salığına kavuşamadna ikinci bir hastalığa yakalandı.

Hamd ve şükür ile tevazudan uzaklaşıldı.

Sendikanın referansıyla bir yerlere getirilen yönetici ve bürokratlarda iktidar ve onur açısından 'en güçlü biziz, vesayetimiz her yeri kapsadı’ algısı oluştu.

17-25 Aralıktan sonraki süreçte elde ettikleri gücün bir gün ellerinden gidebileceğini hiç düşünmediler, o gücün esiri oldular.  

Devletin makam odalarına girerken ve çıkarken egoları başlarının üzerindeki tavana ulaştı. Kuruldukları koltuklarda kibirden sırtüstü düşecek gibi oldular.

Yapılması gereken işlerden ziyade protokole, bürokrasiye , gösterişe aşık oldular. Takım elbise kravat yakıştırmasına önem verir oldular.

Müstekbir tavırlara girdiler.

İnsanları küçümsediler, kapılarına birkaç sekreteri aşmadan girilemez, telefonlarına ulaşılamaz oldu.

Artık her yere kolaylıkla gelebiliyorlar, istediklerini istedikleri yere getiriyor, istemediklerini bir adımda derdest edip paket yapabildklerini zannediyorlardı.

Adil ve adaletle iş tutma bitmiş, yerine ahbap çavuş ilşkisi , benim adamım mantığı, adaletsizuygulamalar gelmişti.

Karşılarında eleştiren, doğruları savunan istemez hale geldiler.Herkes onlara biat edecek, güçleri karşısında secdeye kapanacaktı. 

Atanarak gelenler her defasında dava adamlığından bahsedip, süslü kelimelerle cemiyetin alkışlarına teşne olup her yaptıklarının doğruluğuna kendilerini inandırdılar.

Kibirlerine kibir katarak herkese tepeden bakmaya başladılar.

? İlahi çizgiden, adaletten uzaklaştılar.

Güç sarhoşluğu başlarını döndürmüştü.  Bir anda karşılaştıkları hükmetme ve güçlü olma dürtüleri bünyelerine fazla geldi, zehirlendiler.

Güç zehirlenmesi yaşıyorlardı artık. Ama farkında değillerdi. 17 -25 Kasım sonrası bir anda bünye sıhhat buldu  , tamam dendiği sırada bu sefer Akrebin kendisini sokması gibi kendilerini ve kendilerinden olmayanları sokmaya başladılar.

Benim adamım mantığını yerleştirmeye çalıştılar. Kendilerine yapılan eksik ihtiramlardan rahatsız olup adam haşlamaya, hoşlanmadıkları adamları ise "paralel" diye yaftalayıp, harcamaya başladılar.

Sonra herkes durup birbirine şunu sormaya başladı:

Kim bu adamlar? Nerden geldiler? Kim getirdi bunları bizim başımıza? diye.

Millet musibetin biri gitti diye sevinirken, yerine sanki bir başkası gelmişti.

Sanki  paralelin biri gitmiş yerine bir diğeri ikame edilmeye başlamıştı.

Ama çok sürmedi.

İlahi uyarı 7 Haziranda, milletin şamarı olarak onların ve referanslarının yüzlerine kuvvetle indi. Büyük bir hezimet yaşanıyordu.

Bu hezimetteki eksilen puanların bir kaçını da onların hanesine yazıyordu bu Aziz Millet!

Artık geri döneceğini düşünmedikleri sürecin geri döndüğünü, inanmadıkları çöküşü yaşıyorlardı. Oturdukları koltuklarda "bir yüzyıl daha iktidardayız, gelecekte bundan daha iyi bir kudrete sahip olacağız" duygu ve düşüncesiyle pervasızca hareket etikten sonra, şimdi kara kara yaptıklarını düşünmeye başladılar.

Gözleri endişeli, koltuklarında eskisi gibi rahat değildiler. Ruhlarındaki gerginlik ve kasvetli halleri her hallerine yansımış." Ne olacak?" diye endişelenmeye başlamışlardı.

Artık sıfırı tüketmiş, kendileri de tükenmiş ve finiş noktasına gelmişlerdi.

Başlarını iki ellerinin arasına alma ve ilahi uyarıyı anlama vaktiydi artık .

Ama Bu Aziz Milet 1 Kasım da sıfırı tüketen bu bürokrat taifesine  bir kez daha büyüklüğünü gösterdi.

Alıp  bir kez daha onları start noktasına bıraktı. Bir daha acımamak üzere alın size son bir şans daha dedi.

1 Kasım seçimleri bu yüzden sonuçları her kesim tarafından özellikle de bürokraside büyük ağırlığı olan Memur Sen tarafından çok iyi okunmalıdır.

Başta da dediğimiz gibi  İnsani evrensel değerleri, İslami değerlerin tamamını kendine meşale yapan Memur Sen gibi bir camiaya ve o camianın değerli referansını kullanan bürokratlara şu hatırlatmayı tekrar tekrar yapmak lazım:

"Müminler o kimselerdir ki, başarı anlarında kınayıp durduklarının hatasına düşmezler: “ Siz, şımarıp çalım atan, insanlara gösteriş yaparak bölgelerinden kibirle çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın.”

1 Kasım seçimleri öncesi büyük bir tedirginlik yaşayan, Sendikacılıkta ve bürokraside "Ahbap-Çavuş" ilişkileriyle işi götürenlerin 1 kasım sonrasında bu ilişkilerini gözden geçirmesi ve kendilerini çek etme dönemi başlamıştır.

Sendikacılar da referans oldukları bürokratlar da silkelenmelidir. Toplumun her rengini her meşrebini sadece sözde değil özüyle yeni düzen içine çekip yönetmelidirler.

Adil olmalıdırlar. Eleştirileri ciddiye alıp yaptıkları hatalardan ders çıkarmalıdırlar.

Peygamber Aleyhisselam’ın; Mekke şehrine bütün görkemiyle son tepeden inerken hiç kılıç sallamadan müşrikleri tamamen yendiğini, toplulukların fevç fevç Allah’ın dinine girdiğini gördüğü Fetih günü ona ilahi nidanın mesajı şuydu:

“Ey Muhammed, zafer sadece ve daima Allah’ındır.

Başarıyı nefsine yazma. Övünme. Kurumlanma. Kibirlenme. Rabbin yüceliğini tespih et, ona şükret. İndi duygular kalbine yuvalanmasın diye istiğfar et.”

Artık silkelenin ve kendinize gelin.

Tevazu ile kucaklayıcı olun.

Yoksa size bu sefer kimse acımayacak.

Abdullah ÖZTÜRK

 

 
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber