Bu haber kez okundu.

“DEMİŞTİK” DEMEK İSTEMİYORUZ: OKUL GÜVENLİĞİ “SOS” VERİYOR

MEB eğitimin gerçek sorunlarını görmezden gelip eğitim kamuoyunu sahte gündemlerle oyalarken ciğerparelerimizi emanet ettiğimiz okullar öğrenci ve eğitim çalışanlarımız için tehlike oluşturmaya devam ediyor.

 

“Okulda Şiddeti Şiddetle Kınıyoruz” başlıklı yazımızı kamuoyu ile paylaşmamızın üzerinden daha birkaç gün geçmişti ki Ankara Keçiören Mustafa Necati Ortaokulu Müdür Baş Yardımcısı meslektaşımız Hayri Özkan da bir öğrencisinin silahlı saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. Kendisine Allah’tan acil şifalar diliyorum.

 

Yetkililerin “okul güvenliği” konusunu ciddiyetle ele alması için daha kaç meslektaşımızın bu tür saldırılara kurban gitmesi gerekecek. MEB üst yöneticilerinin görevleri saldırıya uğrayan öğretmenleri sadece hastanede ziyaret etmek olmayıp asıl yapılması gereken okulların sulh adacıkları olabilmesi için gerekli çalışmaları tüm paydaşları da dahil ederek yapmalarıdır.

 

Okullarda benzer başka müessif hadiselerin yaşanmaması için “okul güvenliği” meselesinin ciddiyetle ele alınması gerekmektedir.

 

Yapılan araştırmalar okullarda yaşanan şiddet olaylarının yaklaşık %60’ının fiziksel şiddet kategorisinde olduğunu gösteriyor.

 

Okullarda şiddet öğrencinin öğrenciye, öğretmenin öğrenciye, öğrencinin öğretmene, bazen de başka unsurların eğitimin taraflarına uygulaması gibi birçok şekilde gerçekleşmektedir.

 

Medeni dünyada bilgi güç olarak görülüp insanlar sahip oldukları bilgi ve teknolojilerle mücadele ederken gençlerimizin kaba kuvvete dayalı fiziksel şiddeti mücadele aracı olarak görmeleri, okullarımızın -aslında toplumumuzun- kanayan, hatta kangren olmaya yüz tutmuş yarasıdır.

 

Ve bu yara, bir vücudun azaları gibi uyum içinde çalışarak pek çok işlevi yerine getirmesi gereken okullarda;

 

Disiplin sorunları nedeniyle öğretimin,

 

Uygulama alanını yok etmesi nedeniyle eğitimin,

 

Güven duygusunu yok etmesi nedeniyle huzurun,

 

İnsanlara korku salması nedeniyle medeni ortamların kaybolmasına neden olmaktadır.

 

Bu yaranın tedavisi eğitim öğretim faaliyetlerinin tamamının, tüm bileşenleriyle birlikte iyi organize edilmesi, yaklaşık “bir milyon yüz bin” eğitim çalışanının karar vericilere güvenerek çözümün parçası olmalarıyla mümkündür.

 

Öğrenci kaynaklı şiddetin önlenebilmesi için okullarımız “öğretim kurumu” statüsünden “eğitim-öğretim kurumu” statüsüne yükseltilmelidir.

 

Öğretim faaliyetlerinde öğrencilerin bilimsel çalışmalara motive olması sağlanırken, sosyal faaliyetlerle taşkınlık yapmalarına, birbirlerine zarar vermelerine sebep olan enerjileri faydaya kanalize edilmelidir.

 

Rehberlik, kulüp çalışmaları vb eğitsel etkinliklerle öğrencilerimizin kendisine, topluma ve diğer varlıklara karşı sorumluluklarının bilincinde olmaları sağlanmalıdır.

 

Öğretmen kaynaklı şiddetin engellenmesi için öncelikle öğretmenlerimize “iade-i itibar” yapılmalı, başta devlet büyükleri olmak üzere özellikle MEB yöneticileri ve veliler öğretmenlerin değerini öğrencilerin gözünde düşürecek eylem ve söylemlerden uzak durmalıdır.

 

Hatta öğretmen kaynaklı hatalar varsa bu hataları öğrencinin yanında öğretmen hakkında olumsuz tutumlar sergilemek yerine ilgili öğretmen veya ilgili yetkililerle görüşerek çözmelidir.

 

Bu hususta öğrencilerin derse olan ilgi ve sevgisinin o dersin öğretmenine olan ilgi ve sevgisi kadar olduğu bilinmeli, öğrencilerin saygı duymadığı öğretmenin tezgahından ilim-irfan öğrenemeyeceği unutulmamalıdır.

 

Ancak değerli yönetici ve öğretmenlerimiz de öğrenci disiplini konusunda koordineli çalışmalı, olası taşkınlıkların önlenmesinde eğitsel ve yasal olmayan yöntemleri kullanmamalıdır.

 

Zira öğretmenlik mesleğini mesleklerin şahı yapan “ideal öğretmenlerin tüm öğrencilerini evlatları olarak görmeleri ve onlara bir annenin evladına gösterdiği “sevgi, şefkat, sabır ve ilgi”yi göstermeleridir.

 

Aksi halde her geçen gün azaldığından şikayetçi olduğumuz ve arttırılmasının milli bir görev olduğuna inandığımız “eğitimde mesleki itibar”, artmak bir yana yok olacaktır.

 

Ayrıca gerçekleşen şiddet vakalarında ilgililerin müdahale şekli de caydırıcılık boyutuyla şiddetin önlenmesine katkı sunmalıdır.

 

Genel ceza hukukumuzdaki boşlukların toplumda suçu önlemekte yetersiz kalması gibi okullardaki yasal disiplin düzenlemelerindeki boşluklar ve yetkililerin sosyal-eğitsel vb. gerekçelerle uygulanması gereken yaptırımı uygulamaması veya ötelemesi de okullardaki şiddetin önlenmesine mani olmaktadır.

 

Okullarda öğrenciler arasında yaşanan hafif ölçekli şiddet davranışlarında nasihat veya rehberlik servisi marifetiyle tedbir alınması doğaldır.

 

Ancak öğrenciler arasında yaşanan büyük boyutlu fiziksel şiddet olayları ile öğrencilere öğrenci olmayanlarca uygulananlar mutlaka idari-adli mercilerin caydırıcı yaptırımlarına maruz kalmalıdır.

 

Şiddeti önlemeye yönelik doğru adımların atılmaması bugün toplum olarak yaşadığımız fiziki gücün tek hakim güç olarak görüldüğü, gücü elinde bulunduranların hukuku hiçe saymaktan çekinmediği ve mağdurun kendini ifade etmesine fırsat verilmeyen bir dünyanın devamına destek vermek olacaktır.

 

Sonuç olarak MEB huzur ve güvenin beşiği olması gereken okullarda yaşanan şiddeti önleyebilmek için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalı, önleyici tedbir olarak okulları güvenlik kamerası ve güvenlik görevlisi gibi unsurlarla desteklemelidir.

 

Öğretmenlerimizin mesleğin gerektirdiği düzeyde “mesleki itibar”a sahip olabilmeleri için özlük haklarını makul düzeye yükseltmeli, bürokratik kademelerde mesleğine uygun değer görmelerini sağlamalıdır.

 

Küçük ilçeler ve köylerde çalışanlar başta olmak üzere dezavantajlı bölgelerde görev yapan öğretmenlerimiz için sosyal haklar oluşturmalı yada mahrum kaldıkları sosyal hayatın ekonomik karşılığı ödenmelidir.

 

Şiddetin ilk önce evde öğrenildiğini, şiddet gören bireylerin şiddet uygulamaya da meyilli oldukları gerçeğinden hareketle bu konuda velilere yönelik kaliteli eğitimler düzenlemelidir.

 

Siyasi ve idari aktörler eğitim kurumlarının siyasallaşmasına sebep olacak eylem ve söylemlerden uzak durmalı, toplumu kutuplaştıracak, okullarda kamplaşmalara sebep olacak uygulamaları terketmelidir.

 

Unutulmamalıdır ki eğitim sektörü siyasi ve idari kaprislerin tatmin sahası olmadığı gibi arka bahçe kurmak isteyenler için boş arsa da değildir.

 

aktifegitimsen.org.tr

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber