Bu haber kez okundu.

Türkiye’nin en önemli sorunu ne?
Örneğin hasta olan biri için, hastalığından ve hastanelerin durumundan daha önemli bir şey yoktur.

Yıllardır atama bekleyen ya da iş arayan biri için ise en önemli sorun, kesinlikle işsizliktir.


Şehit ve gazi yakınları ile terörden ağzı yananlara bu soruyu sormak bile abestir.

Turizmciler için Rus ambargosu, Ortadoğu ile ticaret yapanlar için de komşudaki savaştan daha hayati ne olabilir ki!

TEOG, YGS, KPSS ve benzeri sınavlara hazırlanan adaylar ve aileler için diğer sorunların tümü önemli ama onlar için hayat memat meselesi olan, kesinlikle sınavlardır.

Akşam trafiğinde çılgına dönen sürücülere bu soruyu yönelttiğinizde alacağınız cevap kesinlikle trafik çilesi olacaktır.

Listeyi uzatmaya devam edersek, değil köşe, gazetenin tümü yetmez.

Çalışanlara göre amirler, muhalefete göre iktidar, iktidara göre Türkiye’ye şaşı bakan AB ve diğer ülkeler, yatırımcılara göre faizler, sabah akşam dizi izleyenlere göre dizilerinin bir andan yayından kaldırılması, sendikalara göre patronlar, patronlara göre vergiler, çitçiye göre gübre fiyatları diye sıralanır gider...

Cumhurbaşkanı’na göre?

Peki ya devletin en tepesine göre, bu sorunun cevabı ne?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sorunun cevabını hafta sonunda verdi:

“Türkiye’nin en büyük sorunu, kendini doğru bir şekilde anlatamamaktır.”

Bu durum, sadece devlet için mi geçerli, kesinlikle hayır.

Yetiden yetmişe hepimizin sorunu, kendimizi iyi anlatamamaktan geçiyor.

Kimileri buna, “Karşı tarafın bizi anlamamasından kaynaklanıyor” diyebilir.

Oysa karşı taraf, sizi, sizin anlatabildiğiniz kadar anlar.

Eğer ortada bir anlaşılamama durumu varsa, çuvaldızı önce kendimize batırmalıyız...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dikkat çektiği konu da zaten bu!

Türkiye’nin dünyadaki görüntüsü ile içeride yaşananlar çok farklı.

Bu hepimiz için de benzer özellikler taşımıyor mu?

Bardağın dolu tarafından daha çok, hep boş tarafını görmüyor muyuz?

Güzel olandan çirkinliklere odaklanmıyor muyuz?

Yapılanlardan daha fazla yapılmayanları konuşmuyor muyuz?

Sevgimizden çok öfkemizi göstermiyor muyuz?

Pozitif enerjiden katbekat fazla negatif enerji yaymıyor muyuz?

Verdiğimiz negatif görüntüler kadar pozitif görüntüler verebiliyor muyuz?

En önemlisi de kötü haber çabuk yayılır, iyi haber ise sabır ve süreklilik ister, peki bunu başarabiliyor muyuz?..

Çare ne?

Hemen hemen herkesin milyonlarca farklı davranışı var ama biz, onun ya da bunun, sadece birkaç davranışına bakıp, kesin yargıya varıyoruz.

Referans aldığımız bu davranışlar da genellikle hep negatif olduğu için, sevdiklerimizden çok sevmediklerimiz, beğendiklerimizden çok beğenmediklerimiz, alkışladıklarımızdan çok yuhaladıklarımız oluyor...

Eğitimin temel felsefelerinden biri de öğrenciyi, sadece birkaç dersteki performansına göre değil, ilgi, beğeni ve yeteneklerinin tümüne bakarak değerlendirmektir.

Ama biz tam tersini yapıyoruz. Birkaç derse ilgi ve yeteneği yok diye hayatlarını karartıyoruz.

Medeni ülkeler çocuklarının ilgi ve yeteneklerini tespit edip onları geliştirmeyi hedeflerken, biz tam tersini yapıp, başarılarına değil, başarısızlıklarına bakıp kapı önüne koyuyoruz.

Yani kendimizi iyi anlatamama ve iyi tanıtamamanın temelinde de eğitimdeki bu yanlış zihniyet yatıyor...

Her şeyden önce bunu negatiften pozitife çevirmemiz gerekiyor.

Yani her öğrencinin başarılı olacağı bir alan mutlaka vardır bakış açısını öğretmenlerimize kazandırmamız gerekiyor...


Yazının devamı için tıklayınız

Kaynak: www.egitimajansi.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber