Bu haber kez okundu.

KAMUDA KILIK KIYAFET MESELESİ

19. yüzyıl pozitivist paradigmanın Osmanlı sonrası kurulan Cumhuriyet rejimine yansıması, öncelikle zihinlerde, akıllarda, görüntüde kısaca hayatın her alanında tek tipleşmeyi bir zorunluluk olarak görmüş; toplumu dönüştürme süreci doğal kabulleniş olarak değil de, zoraki değişim şeklinde icra edilmiştir. En basit ve bilinen yanıyla bireylerin nasıl giyinip kuşanacağı otorite eliyle düzenlenmeye çalışılmıştır. Bu düzenlemeler sadece kamu alanında olmayıp aynı zamanda sivil toplumu da kapsayacak şekilde tüm topluma yönelik dönüştürme çalışmaları olarak onlarca yıl devam edegelmiştir.

Özel hayata yönelik kıyafet müdahalesi uzun soluklu olamamış, belli bir dönemden sonra kısmen özgürlük(olan anayasal hükme rağmen) alanı sağlanmıştır. Ancak, kamu görevlileri ile ilgili olarak tek tip uygulama yakın zaman kadar devam etmiştir (halen kamu görevlilerinde yasal olarak bu kısıtlama devam etmektedir.)

 

Kıyafete yönelik en özgün problem, elbette “başörtüsü” yasağı uygulamasıydı. Neredeyse özel hayata varabilecek kadar kısıtlamanın olduğu yakın dönemleri hepimiz gördük. Kamuda söz konusu yasaklayıcı ucube uygulamalar ile ilgili yasal düzenlemeler geçen yıl kaldırıldı. Devlet Memurlarının kılık kıyafetini düzenleyen yönetmelik en son olarak 08 Ekim 2013 tarihinde değişti. Ancak bu değişim sadece kadın memurların başörtü takabilmesine yönelik bir uygulamaydı. Yönetmeliğin erkek ve kadınları kapsayan yasaklayıcı hükümleri halen devam etmektedir.  

 

Bu gelişmeler üzerine bazı sendikalar “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik’in 5. maddesinde hala hükmünü sürdüren kravat zorunluluğu, saç ve favori uzunluğu, sakal bırakma yasağı, bıyık şekli” gibi sınırlama ve yasaklara son verilmesi yönünde “sivil itaatsizlik”, “özgür giyim" eylemini gündeme getirdiler. Bu eyleme katılan sendikalar arasında maksat farkı olmasının yanında ortaklaşılan nokta “özgürlük” olması manidardır. Bazı sendikalar ile halen yürürlükteki mevzuat hükümlerinin uygulanmasını problem olarak gördüler ve bu meseleyi adli sürece taşımaya çalıştılar.

 

Özelde kamu ve daha da özelde okullarımızdaki “kılık kıyafet” serbestliğine yönelik “sivil itaatsizlik” uygulamaları yeni problemleri gündeme getirmiş durumdadır. Bu problemlerden kısaca söz edelim.

 

1-Veliler ya da her hangi bir sebeple okula giden vatandaşlarımız öğretmenlerin kılık kıyafetindeki aşırı çeşitlilikten rahatsızlık duymaktalar. Onların gözünde öğretmen model olma gibi bir zorunluluğu taşımaktadır. Toplumun ekseriyetinin “kabul alanı” dışına çıkan kıyafet tercihleri ciddi bir tartışmayı gündeme taşımıştır. Vatandaş okul dışındaki kamu alanındaki kıyafet çeşitliğine pek karışmasa da, okullarda daha nizami, düzgün ve kabul edilebilir kıyafetin sergilenmesini istemektedir. Kot pantolon, şalvar, top sakal, bir karışı aşan sakal, vücut hatlarını belirginleştiren dar kalıp tercihler vs. hemen hemen her okulda özgürlük adına fiilen uygulamaya girmiş durumda. Olması gereken durum ile olan durum, nitelik açısından nasıl ve hangi ölçüye göre değerlendirilmeli?

 

2-Sendikal eylemlerin niteliği ile yürürlükteki yasal hükümler arasında oluşan problemin çözümü yeni karmaşaları gündeme getirmektedir. Meriyetteki mevzuat ile uluslararası hukukun birbiriyle çelişmesi durumunda kazanan taraf elbette sendikal karar ve bireyler olmaktadır. Bu işin kaybedeni kamu hizmetidir.

 

Birisi sendikalı, diğeri sendikasız aynı eylemi yapan iki memura uygulanan ceza,  hem hukuki hem de ahlaki sorunları gündeme getirmektedir. Sendika kararı gereği itaatsizlik sonucu memura verilen ceza; sendikalıda uygulanamıyor, sendikasızda uygulanabiliyor. Diğer yandan sendikal eylemlerin süresi ve eylemin niteliği ile ilgili yasal boşluk bulunmaktadır. Örneğin, bir eylemin süresi ne kadar olabilir? Sınırı olamayan eylemler ciddi anlamda kamu işinin aksaması ya da meriyetteki mevzuat ile oluşan çelişkiler neticesinde hukuki karmaşaların oluşması anlamına da gelir.

 

3-Sivil itaatsizliğin(kılık kıyafetle ilgili) okullar ayağındaki maksat ve uygulamaların “özgürlük” ekseninde değerlendirilmesinin yanında “pedagojik ve etik” açılardan tartışılması zannedersem yapılmıyor. Kılık kıyafet eğitimsel açılardan belli ölçülerde disipline katkı sağlayan bir araç ve asıl önemlisi de olumlu vatandaş ve öğrenci tutumlarını oluşturan “değer algısı” olarak görülmesi ıskalanan bir durum. Elbette tek tip kıyafet totaliter rejimlerin uyguladığı bir insan hakkı ihlalidir. Burada bahse konu alan, eğitim faaliyetin yapıldığı okullar olunca herkes tarafından kabul alanına girmiş bir “kılık kıyafet”  beklentisi sağlıklı iletişim ve eğitim ortamı için gerekebilir. Değer atfetme çoğu kez imajla alakalıdır. Bir eğitimcinin bu hususu en iyi bilen olması gerekir. Ölçü ne olmalıdır dersek: cevap bir o kadar basittir. Eğer referans alanımız inançlarımızsa şu önerilebilir. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Güzelce giyinip kuşanasınız. Kılık kıyafetinizi düzeltiniz. Ta ki insanlar arasında siyah üzerindeki beyaz gibi seçkin görünesiniz."

 

4-Devlet teşekkülü zafiyet alanı götürmez. Modern demokratik hukuk devletinin en önemli özelliklerinin başında, kamu düzeninin teminat altına alınması gelir. Bundan dolayıdır ki her kesim kendini bu sistem içinde “emin” hisseder.  En mikro düzeydeki karmaşa, aslında makro karmaşanın öncülleridir. Devlet bu noktada, koyacağı kuralları bireyin ihtiyacına göre düzenlemeli, devrini tamamlamış kuralları ivedilikle yenilemelidir. Ancak sistem boşluk götürmez. Boşluk yerini karmaşaya bırakır. Hele hele eğitim kurumlarındaki boşlukların telafisi pekte mümkün olmamaktadır. Şu an okullarımızda her kesimin rahatsız olduğu bir takım uygulamalar mevcut. Bunun bir an önce çözüme kavuşturulması herkes için ve özellikle eğitim için gereklidir. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi; sivil yaşantıda, kamu görevinde özellikle okullarımızda “pejmürde” bir hali hiçbir kimse ve anlayış kabul etmez. Her işgören iş yerinde bir düzen ve disiplin ister. İşin içinde öğretmen olunca daha bir özen istenir. Vatandaşlar pejmürde hal görmek istemiyorlar. Bize sağlanan özgürlük, (kamu/okul için) ortalama bir “kılık” halini göstermemize engelse orada cidden bir sorun vardır.  Yasa koyucunun da bir an evvel özgürlük alanı ile ilgili yeni düzenlemeyi yapması herkes için faydalı olacaktır. Selam ve muhabbetle.

 

 

 

Zafer ÖZER-Eğitimci

kamudan.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber