Bu haber kez okundu.

FETÖ’cüleri Görevden Alırken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Bugünkü yazımızda terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu'nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı (kavuşma, bitişme, birleşme) yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin tespit ve değerlendirilmesinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini maddeler halinde izah etmeye çalışacağız.

Bu süreçte en fazla dikkat edilmesi gereken odak nokta, süreç sonunda birçok personelin aile hayatı altüst olacağı için PDY'nin ahlaksız, insafsız ve şerefsiz kalkışmasının aksine, ilgisiz personelin hukukuna girmenin nasıl bir vebal olduğunun bilinciyle hareket edilmesi gerekmektedir.

PDY'nin merkezinde olup ta şu an kılıç kalkan ortalıkta PDY avına çıkan iftiracılara, alçaklara ve yön saptırmaya çalışanlara çok dikkat edilmelidir. Masumiyetin esas, suçun istisna olduğu ve şüpheden sanık yararlanır genel kuralı gereğince hareket edilmelidir. Onlar ne olursa olsun bizim adil olmak zorunda olduğumuz unutulmamalıdır.

667 sayılı KHK'nin 4'üncü maddesine göre dört durumda, kamu personelinin görevine son verilecektir: FETÖ'ye veya başka bir terör örgütüne 1- Üyeliği, 2- Mensubiyeti, 3- İltisakı, 4- İrtibatı olduğunun değerlendirilmesidir. Bu kavramların son derece izafi olduğu düşünüldüğünde ispata yarayacak evrakı sabitelerin dikkate alınması gerekmektedir. Özellikle en azından şahit beyanlarının tutanak altına alınmasına dikkat edilmelidir. Değerlendirme ifadesinden sadece herhangi bir usulle isim tespiti anlaşılmamalıdır.

Bu süreçte terör örgütleriyle irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin görevlerinin sonlandırılmasından sonra savcılık aşamasının başlayacağı unutulmamalıdır. İrtibatı hiçbir şekilde tespit edilemeyecek kamu görevlilerinin görevden atılmasında dikkatli olunmalıdır.

Terör örgütlerinin hem liselerinden hem de üniversitelerinden mezun olmak önemli bir şüphe olmakla birlikte tek başına kıstas alınmamalıdır. Kamu görevlisinin 17-25 Aralık sürecindeki ve bu tarihten sonraki tutum ve davranışları ile terör örgütlerinin finans kurumlarındaki varlıkları da göz önüne alınmalıdır. Yani kıstaslar olabildiğince arttırılmalıdır.

Çok kritik görevler dışındaki kamu görevlilerinin görevden atılmasında çok acele edilmemeli, olabildiğince geniş bir araştırma yapılarak somut veriler elde edilmeye çalışılmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın yaptığı sıralamaya çok dikkat edilmeli ve ibadetle meşgul olan kesime en az zarar verilmeye çalışılmalıdır.

667 sayılı KHK'da, açığa alınanların savunmasının alınacağına dair bir hüküm yer almamaktadır. En üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili bakan tarafından oluşturulan kurul, değerlendirmeyi yapacak ve terör örgütü üyeliği, mensubiyeti, iltisakı veya irtibatı tespit ettiğinde, kamu görevinden çıkarmayı teklif edecektir. Ancak değerlendirmenin yapılabilmesi için en temel insan hakkı olan savunmaya başvurulmasında büyük bir ehemmiyet bulunmaktadır. Savunma alınmadan yapılan görevden atılmalar hem ciddi mağduriyetler oluşturabilir hem de ilgililerin verecekleri savunmalarında gözden kaçabilecek hususlar bulunabilir daha da önemlisi yargı mercilerinde sıkıntıya düşülebilir.

Görevden atmada, bazen sürecin basitleştirilmesi ve kolaylaştırılması esasında en büyük sıkıntının kaynağı olabilir. Çünkü, süreç ne kadar basit olursa savsaklama da o kadar çok olabilir. Değerlendirilen kamu görevlilerinin birer ailesi olduğu düşünüldüğünde izlenen yöntemin ne kadar titiz yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Goygoyculara dikkat edilmelidir. Eline kara alıp sağa sola saldıranlar, esasında bu süreci sabote etmek isteyenler olabilir. Bu süreçte salak bürokrat tiplerine dikkat edilmelidir. Bunlar doğru zamanda doğru bilgileri çekinerek veremeyebilirler ya da cahil olduklarından yanlış yaptırırlar. Tespitteki isabet oranı sürecin başarısını ortaya çıkaracaktır. Bir tane bile mazlum oluşturmamak esas olmalıdır.

667 sayılı KHK hükümlerinin sadece FETÖ mensubu kişileri kapsadığını düşünmek ve buna göre hareket etmek yanlış bir algı ve yöntemdir. Sürecin içerisine hem FETÖ hem de diğer terör örgütleri dahil edilmelidir. Özelikle PKK ile yapılan mücadelede haklarında çok sayıda delil bulunan ve ön plana geçen kamu personeli tasfiye edilmelidir. Bu personeller HDP'li belediyelerin direnç göstermesi nedeniyle kamudan atılamamıştı.

Bu süreçte objektif soruşturma usullerine olabildiğince dikkat edilmelidir. Süreç içerisinde ne kadar objektif hareket edilirse hedefe o kadar net ulaşılır. Yine hukukçulardan ve kamu personel sisteminin işleyişini iyi bilen personelden yararlanılmalıdır.

Olağanüstü halin devam ettiği ve FETÖ alerjisinin zirvede olduğu bir süreçte düşman yok etmenin en kestirme yolu bir kamu görevlisine FETÖ mensubu demektir. Dolayısıyla gelen her ihbara ve ihbarcıya dikkat edilmelidir.

667 sayılı KHK'ye göre; Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyeceği ifade edilmektedir. Ancak, iptal kararları kapsam dışında olup, yapılan idari işlemlerin yargı denetimi dışında olduğu düşünülmemelidir. Dolayısıyla yargı denetimine göre hareket edilmelidir. Hakimlerin olayları objektif delillere göre değerlendirmek zorunda olduğu düşünüldüğünde, oluşturulacak delillerin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Olayın terör boyutu dikkate alındığında söylemden ziyade MASAK, istihbarat vb. resmi raporlar esas alınmalıdır. Ancak, bazı kurumlar resmi raporlara göre hareket ederken bazılarının duyumları ön plana çıkardığı görülmektedir ki ispat şansı zayıf olan duyumlar hem sıkıntılı hem de yargı sürecinde kurumları zora sokacak niteliktedir. Bununla birlikte FETÖ lehindeki söylemleri ön plana çıkaran kamu görevlileri şahit ifadeleriyle tespit edilmelidir. Şahit sayısının çokluğu görevden almalarda kolaylık sağlayacaktır. Bu süreçte en zor husus bu yapının kripto mensuplara sahip olduğu gerçeğinin unutulmamasıdır. Ancak, zaman içerisinde itirafçıların verdiği ifadeler süreci daha da kolaylaştıracak ve sabit delil sayısını arttıracaktır.

17-25 Aralık sonrasında ısrarla çocuklarını bu yapının okullarına gönderenler, gazete ve dergi aboneliklerinde ısrar edenler, bu yapının etkinliklerinde rol oynayanlar, belirli finans kurumlarında ısrarla varlıklarını muhafaza edenler, Cihan Sendikalar Konfederasyonu'nda yönetici ve üyelikte ısrar edenler, bu yapıya ait vakıf ve dernekler ile sivil toplum kuruluşlarına üye olanlar ile sosyal paylaşımlarında fütursuzluk yapanların potansiyel olduğu unutulmamalıdır. Bu yapının dernek ve vakıf isimleriyle çok küçük farklarla benzerlik gösteren sivil toplum örgütleri üyelerine yanlışlık yapılmadan kaçınılmalıdır.

Yanlışlık yapıldığı tespit edildikten sonra düzeltme yapılmaktan kaçınılmamalıdır. Bazen acaba niçin yanlışlık yaptınız diye sorgulanırız endişesiyle hatadan dönülmediği görülmektedir. Mazlumların duasının önündeki perdenin kalktığı düşünülerek, mazlum oluşturmaktan olabildiğince kaçınılmalıdır. Rabbim basiretimizi arttırsın ve zulmetmekten muhafaza eylesin.
Kaynak: (YeniŞafak)
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
okul 5 ay önce

sendikalarına üye olmayan, gazetelerine abone olmayan, hiçbir faaliyetine katılmayan ancak, 17/25 öncesi çocuğunu burslu olarak bu yapının okullarına gönderip, daha sonra bir önceki yılın bursu istendiği için çocuklarını alamayan memurlar suçlu ilan edilmemelidir.

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber