Öğretmen Diyarı

Fransızcada araştırma anlamını taşıyan Latin kökenli histoire ile günleri gösteren date sözcüklerinin dilimizdeki karşılığı tarihin bilim olarak anlaşılmasının tarihçesi pek uzun sayılmaz. Hikayeci ve pragmatik tarih anlayışıyla yazılmış yüzlerce tarih olsa da bilimsel tarih yazımı Tanzimat’tan sonra belirmiş, II. Meşrutiyet döneminde önem kazanmış, Atatürk’ün Türk Tarih Tetkik Cemiyetini kurmasıyla verimli bir aşamaya ulaşmıştır. Ancak Tarihin tarafsızlığının önemi sürekli dile getirilse de ülkemizin bütün dönemlerinde öğretim kurumlarımızda bilimsel tarih anlayışı kökleşememiştir.

Ülkemizde uygulanan tarih öğretim programları günün siyasi koşullarına göre bazı konuları saklamaya, bazı konuları da ön plana çıkarmaya çalışıyor. Ancak şunu iyi bilmek gerekir ki hiçbir gerçek sonsuza dek saklanamaz. Che’nin dediği gibi “Gerçekler inatçı şeylerdir.” Bu saklanan gerçekler öğrenildiğinde insanlar tarihe karşı nefret ve kin besleyemeye başlayacaktır. Resmi tarihe güven azalırken toplumda bölünmeler yaşanacaktır. Bu güvensizlik gerçeklere de şüpheyle yaklaşılmasına yol açacaktır. Öyleki Tarih profesörlerinin iddialarına bile siyasi taraf tutacağı varsayımıyla itibar edilmeyecektir.

Siyasete endeksli tarih anlayışı pragmatik tarih anlayışıdır ki bu da nesnel bir anlayış değildir.20.yüzyılda ülkemizde hala tarih, yapana sadık kalınarak değil otoriteyi sağlamlaştırmak için yazılmaktadır. Her dönem siyasi iktidarları bir önceki iktidarın düştüğü yanlışa düşmekte, tarihi kendi isteğine göre baştan yazdırmaktadır. Toplum ise bu kısır döngü içinde gerçeğe hep aç bırakılmaktadır.

Oysaki tarih öğretiminin amaçları yaşanmış olaylardan dersler çıkararak aynı yanlışlara düşmemek; insanda aile, ülke ve millet sevgisini güçlendirmek,tarihsel birikimle kendimizi tanımamızdır. Biz atalarımızın yaşadıklarınıbilip değerlendirmeden yanlışı ve doğruyu nasıl ayırt edebiliriz? Bizim ülkemizde tarih öğretimi toplumu tamamen kucaklayabilmiş midir ki toplumda bütünlük sağlansın? Ayrıca tarih bütün olarak öğretilmediği ve siyasi kaygılarla yaşananlar olduğu gibi aktarılmadığı için hafızamız zayıf, birikimlerimiz yetersizdir. Bu birikimle de kendimizi tanımamız mümkün değildir.

Tarih anlayışımızdaki bir diğer anlayış zayıflığı ise birilerinin hain birilerinin ise kahraman olarak aktarılmasıdır. Kesin bir üslup kullanılır,kahramanlar yanlış yapamaz, hainlerin ise yaptığı her iş yanlıştır. Liderlerimizi birbirleriyle yarıştırırız. Tarihi liderler arasında yaşatmaya çalıştığımız bu anlamsız, gereksiz ve hayali kavgalar sürdükçe gerçeklere hep bir adım uzak olacağız. Bizim kafamızda savaştırdığımız liderler gerçekte birbirlerine bizim olmasını arzu ettiğimiz kadar düşman olmamış, yiğidi öldürseler de hakkını inkâr etmemişlerdir. Biz şimdi onların olgunluk seviyesine ulaşabilirsek ülkede yaşayan herkesle kardeş olduğumuzu ve aynı değerler uğruna mücadele ettiğimizi fark ederiz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol