Bu haber kez okundu.

Sinan Meydan: Atatürk’ün ışığında çağdaş eğitime ihtiyaç var!
Kaynak: Sözcü
Tarihçi-yazar Sinan Meydan: Atatürk'ün eğitim devriminden yola çıkarak, çağdaş bir eğitim sisteminin kurulmasına büyük ihtiyaç var”

Ayla ÖZDEMİR- Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir ulusun yaşamında eğitimin önemini belki de en iyi anlamış, anlatmış devlet kurucusu ve Cumhurbaşkanı idi. O, her şeyden önce eşsiz bir eğitimci, hatta bir eğitim bilimciydi…Atatürk’e göre, ekonomide, sağlıkta, sanatta, sporda nerede bir problem varsa onun temelinde eğitim yatmaktadır.

Ebediyete uğurlayışımızın 77. yılında Atatürk’ün eğitime verdiği önemi Tarihçi-yazar Sinan Meydan ile konuştuk. 20 yıldır Atatürk ile ilgili araştırmalar yapan ve yazdığı kitapların yanı sıra makaleleriyle de gerçek Atatürk’ün anlaşılması için mücadele eden Tarih akademisyeni Meydan, eşsiz bir lider olduğu kadar eşsiz bir eğitimci de olan Atatürk’ü Sözcü Eğitim’e anlattı.

Meydan “10 Kasım’larda Atatürk’ü anlamaya gayret etmeliyiz ancak onu anlamanın ötesinde Atatürk’ün fikir zenginliklerinden bugün ve yarın nasıl yararlanabileceğimizi düşünmeliyiz” diyor.

İŞTE O RÖPORTAJ:

Atatürk, savaşın en zor günlerinde bile Maarif Kongresini topladı. O zor şartlarda bile eğitime öncelik vermesinin nedeni neydi?

“TOPLUMSAL ZAFER CEHALETİ YENMEKLE KAZANILIR”

S. M: “ Atatürk, Türk toplumunun gerçek kurtuluşunun ancak “cehaleti yenmekle” mümkün olacağına inanıyordu. Bu nedenle Milli Mücadele’nin kazanılması kadar eğitim mücadelesinin kazanılmasına da büyük önem vermiştir.   Atatürk daha Milli Mücadele devam ederken tuttuğu özel notlarda eğitim konusunda şöyle demiştir: “İlim ve fen lazımdır. İlim ve maarifin merkezi faaliyeti mekteptir. Milleti yetiştirmek için mektepler, üniversiteler, tesis eylemek için de aynı mesleği takip edeceğiz. Milletin siyasi ve içtimai hayatında, fikri terbiyesinde her türlü dış etkilere dayanabilmesi için ilmi ve fenni rehber ittihaz edeceğiz.” Milli Mücadele yıllarında okul ziyaretleri yaparak Anadolu’daki eğitim durumunu öğrenmek istemiştir. Milli Mücadele’nin askere en çok ihtiyaç duyulan zamanlarında bile öğretmenleri ve öğrencileri askere almayarak eğitim öğretim   konusuna verdiği önemi gözler önüne sermiştir.  

23 Nisan 1920′de Ankara’da topladığı TBMM’de ilk kurduğu bakanlıklardan biri (6 Mayıs 1920′de) “Maarif Vekilliği”dir. İşte Atatürk bu çerçevede Sakarya Savaşı öncesinde, düşmanın Ankara önlerine kadar yaklaştığı o kritik günlerde 16-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da bir Maarif Kongresi düzenlemiştir. Atatürk bu eğitim kongresinde yaptığı konuşmada “milli eğitim” vurgusu yapmıştır. “Bir milli eğitim programından söz ederken, eski devrin hurafelerinden ve doğuştan sahip olduğumuz özelliklerle hiç ilgisi olmayan yabancı düşüncelerden, Doğu’dan ve Batı’dan gelebilen bütün etkilerden bütünüyle uzak ulusal ve tarihsel karakterimize uygun bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın tam gelişmesi böyle bir kültür ile sağlanabilir” Der.

Gerçek kurtuluşun cehaleti yenmekle mümkün olduğunu düşünen Atatürk bunun için askeri ordular kadar “eğitim ve kültür ordularına” ihtiyaç olduğunu düşünmüştür. Bunu sadece düşünmekle kalmamış, Milli Mücadele’nin en zor günlerinde Anadolu’nun orta yerinde, Ankara’da bir eğitim kongresi düzenleterek dosta düşmana bu konuda mesaj vermek istemiştir.   Nitekim Atatürk, İzmir’in kurtuluşundan sadece 1.5 ay sonra İstanbul’dan gelen öğretmenlere Bursa’da yaptığı konuşmada şöyle demiştir: “Ordularımızın kazandığı zafer sizin ve eğitim ordusunun zaferi için yalnızca ortam hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacak, yaşatacak ve kesinlikle başarıya ulaştıracaksınız.”

Atatürk’e eğer Cumhurbaşkanı olmasaydınız ne olmak isterdiniz? diye sorulduğunda “Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim” diye cevap vermiştir. Yurt gezilerinde sürekli okulları ziyaret etmişi derslere girmiş, öğrencilere sorular sormuştur. 1937′de Sivas Lisesi’ni ziyaretinde bir geometri dersinde bir kız öğrencinin geometri problemini çözememesinin temel nedenini geometri terimlerinin Arapça Farsça olmasını fark ettiğinde oturmuş bir “Geometri Kitabı” yazmıştır. Bu kitapta tüm geometri ve matematik terimlerini Türkçeleştirmiştir.

Atatürk, nasıl bir eğitim istedi? Hangi amaçlarla öğrencilerin neyi bilmesini ve neleri yapabilmesini gerekli görmüştür?

“EZBERCİLİKTEN UZAK, LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİM”

S. M: Atatürkçü eğitim öğretimin merkezinde akılcılık ve bilimsellik vardır. Ayrıca Atatürk genç kuşakların   Türk ulusunun kültür kökleriyle beslenmesini, tarihini çok iyi bilmesini ve diline, Türkçeye büyük önem vermesini istemiştir. Bu nedenle Atatürkçü eğitim her şeyden önce Türkçedir. Eğitim, uygulamalıdır, pratiktir, halkı bir an önce içinde bulunduğu her türlü cehaletten kurtarmaya yöneliktir. Çok yönlüdür. Ezberci değildir. Atatürk kendi kültür köklerinden beslenen genç kuşakların çağdaş uygarlığın gelişimine katıda bulunacak kadar iyi bir eğitim öğretim görmelerini amaçlamıştır. Bunun için de eğitimin mutlaka laik ve bilimsel olması gerektiğini ifade etmiştir. Atatürk döneminde okullarda okutulan ders kitapları bugünkü ders kitaplarıyla karşılaştırılacak olursa o dönemdeki kitapların çok daha bilimsel, hatta çok daha demokratik oldukları görülecektir.   Örneğin Atatürk’ün ders kitaplarında tüm dersler akla ve bilime uygun olarak anlatılmıştır. Öyle ki Evrim teorisi bile yer almıştır. Hem de bütün ayrıntılarıyla… Ayrıca Atatürk’ün ders kitaplarında dincilik ve ırkçılık da yoktur.

Bugün de yapılması gereken üç aşağı beş yukarı bu özelliklere sahip bir eğitim öğretim programı belirlemektir. Atatürkçü eğitim öğretim de “öğretmen” sistemin merkezindedir. Bu nedenle öğretmenlere çok büyük bir önem verilmiştir. Mümkün olduğu kadar   öğretmenlere yüksek maaş ödenmiş, protokolde en yüksek mülki amirden sonra öğretmenlere yer verilmiştir. Maalesef 1950′lerden itibaren eğitimin laik ve bilimsel niteliği yavaş yavaş darbeler yemiş, eğitimin uygulamalı olmasına özen gösterilmemiş ve bugün eğitim işleri içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Reçete ortadadır. Atatürk’ün “Misak-ı Maarif” diye adlandırdığı eğitim devriminden yola çıkarak günümüzün koşullarına özgü çağdaş bir eğitim sisteminin kurulmasına büyük ihtiyaç vardır.

Başta Fatma Refet Angın olmak üzere Cumhuriyet öğretmenlerine, tarihimizin ve özellikle milli mücadelede yaşananların nesilden nesile öğretilmesini tembihlemişti. Bir tarih akademisyeni olarak bugünkü eğitim sisteminde Tarih dersinin işlenişi konusunda neler düşünüyorsunuz?

“TARİH EĞİTİMİ DOĞRU VERİLMİYOR”

S. M: Maalesef bugün okullarımızdaki tarih dersi, tarihi olayların nedenlerini, sonuçlarını bilimsel olarak ortaya koyup gençlerin tarihten ders çıkarmasını sağlayacak nitelikte değil. Daha çok savaş, barış, antlaşma kısır döngüsüne indirgenmiş, olayların ve tarihlerinin ezberletildiği kronolojik tarih anlatımı söz konusu. Bu tür tarih anlatımın hiçbir yararı olmadığı gibi zararı vardır. Doğru tarih eğitimi, dünü anlatırken bugünü düşündüren, geleceği kurgulatan türde bir bilimsel   eğitimdir. Ayrıca tarihi doğru anlamak için belgelere önem verilmesi ve karşılaştırmalı tarih okuması yapılması şarttır.

Türkiye’ye özgü bir öğretmen yetiştirme modeli ve bir aydınlanma projesi olan Köy Enstitüleri fikri nasıl oluştu? Atatürk için önemi neydi? Kapatılmasaydı sisteme katkıları ne olurdu? 

“İNSANLARI BUGÜN ‘ALLAH İLE ALDATMAK’ MÜMKÜN OLMAZDI!”

S. M: 1940′larda kurulan Köy Ensititüleri projesinin fikir babası aslında Atatürk’tür ve ilk uygulaması da Atatürk döneminde yapılmıştır. Köy Enstitülerinin temeli Atatürk dönemindeki Köy Eğitmenleridir. Atatürk’ün çok başarılı Milli Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati’nin öğretmen yetiştirmek için kurduğu köy okullarından istenilen sonuç alınamaması üzerine Atatürk dönemin Kültür/Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’a “Ordudan yararlanılmaz mı? Ordumuzda ne çavuşlar var biliyorsun! Onlardan öğretmen yetiştirilemez mi?” diyerek ordudaki onbaşı ve çavuşlardan öğretmen yetiştirilmesi fikrini ortaya atmıştır.

Atatürk’ün işaretiyle harekete geçen bakan Saffet Arıkan İlk Öğretim Genel Müdürü olarak görevlendirdiği İsmail Hakkı Tonguç’la birlikte çalışmaya başlamıştır. Tonguç’un köyleri dolaşarak hazırladığı rapor sonunda 6-8 aylık kurslardan sonra köye gönderilecek olan “eğitmen” adlı köy öğretmenine köyde yaşayabileceği, gereksinimini karşılayacağı kadar tarla, temel araç gereçler ve biraz da maaş verilecektir. Bu çerçevede ilk eğitmen kursu 1936 yılında Eskişehir’in Çifteler Çiftliği’nde açılmıştır. İşte bu uygulama 1940′larda geliştirilip Köy Enstitülerine dönüştürülmüştür. 1946 yılından itibaren Köy Enstitüleri tartışılmaya başlanmıştır. Enstitülerdeki, karma ve her bakımdan çağdaş ve uygulamalı eğitim iç ve dış bazı çevreleri rahatsız etmiştir. İçeride Karşıdevrimin başladığı 1950′lerde Atatürk’ün akılcı,bilimsel, laik ve karma eğitimden geri adım atılması çerçevesinde Halkevleri gibi Köy Enstitüleri de kapatılmıştır. Köy Enstitüleri, eğitimi sadece okulla ve öğrenciyle sınrılandırmayan, eğitimi adeta tüm halka yayıp bir yaşam biçimi haline getiren dünya çapında bir projeydi. Kültür, sanat, sanayi, tarım, spor, sağlık, kadın erkek eşitliği, kendi gücüyle, kendi emeğiyle üretme, el birliğiyle, toplumsal dayanışmayla kalkınma gibi geleceğin kalkınma, uygarlaşma modeli olan Köy Enstitüleri eğer 1950′lerde kapanmasaydı bugün Türkiye’de insanları “Allah ile aldatmak” mümkün olmadığı gibi, bugün Türkiye    bilimde, sanatta, sporda dünyayla yarışır konumda olur ve tarım başta olmak üzere hiçbir alanda dışa bağımlı hale gelmezdi.

“Akl-ı Kemal, Atatürk’ün Akıllı Projeleri” (5 cilt) adlı kitap serimde de ifade ettiğim gibi Atatürk’ün yüzyılın başında ortaya koyduğu kurtuluş çareleri bugün de güncelliğini korumaktadır. Örneğin Atatürk’ün 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim Öğretimin Birleştirilmesi) ile başlayan eğitim devrimi bugün de eğitim sistemimizdeki çözümsüzlüğe çare olabilir. Şöyle ki: Atatürk’ün eğitim devrimi, 1. Ulusal,2. Bilimsel, 3.Uygulamalı/pratik, 4. Karma, 5. Parasız, 6.Laik niteliklere sahiptir. Yani kısaca milli, çağdaş (laik, bilimsel, karma) ve pratiktir. Ayrıca halkın herkesimini aydınlatmayı amaçlayan yaygın bir niteliğe sahiptir.

Atatürk’ün akıllı projeleri neydi? Bu projeler nasıl bir birikimin eseri?

“BU PROJELER BÜYÜK BİR DEHANIN ESERİ”

S. M:  Atatürk’ün akıllı projeleri adını verdiğim projeler Atatürk’ün gençliğinden beri düşünüp yeri ve zamanı geldiğinde düşünceden uygulamaya geçirdiği projelerdir. Atatürk’ün askeri, siyasi, sosyal, kültürel pek çok alanda proje geliştirdiğini ve bunların çoğunu hayata geçirdiğini görmekteyiz. Bu projelerinin Atatürk’ün doğuştan gelen dehası yanında içinde yaşadığı toplumun sorunlarına çözüm arama, çok okuma, dünyayı iyi tanıma gibi kaynakları vardır. “Akl-ı Kemal” adlı 5 cilt kitap serimde ayrıntılı olarak anlattığım Atatürk’ün akıllı projelerinden bazıları şunlardır:

1. Çağdaş Türkiye Projesi, 2. Türk Ulus Devlet (Millet) Projesi, 3. Ordu ile Siyaseti Ayırma Projesi, 4. Anadolu’nun İşgalini Önleme Projesi, 5. Örnek Çiftlikler Projesi, 6. İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, 7. Halkevleri Projesi, 8. Güneydoğu Anadolu Projesi, 9. Kemalist Ekonomi Modeli (KEM), 10. Sosyal Fabrika Projesi, 11. Demirağ/Demriyolu Projesi, 12. Uçak Sanayi Projesi, 13. Dinde Öze Dönüş Projesi, 14. Tarih ve Dil Tezleri Projesi, 15. Yüzen Fuar Projesi, 16. Musiki ve Sanat Projesi, 17 Çağdaş Eğitim, Çağdaş Üniversite Projesi, 18. Modern Ankara Projesi, 19. Sağlık Projesi, 20. İnsanlık Projesi…

Atatürk’e karşı yalanlara, çarpıtmalara, iftiralara cevap mahiyetindeki kitabınız PANZEHİR’de Atatürk’ün harf devrimiyle Kur’an harflerini değil Arap-Fars harflerini kaldırdığına da dikkat çekiyorsunuz. Peki, harf devriminin nedeni neydi?

“HARF DEVRİMİYLE OKUMA YAZMA ORANI YÜKSELDİ”

S. M: Harf Devriminden önce Türkiye’de Arap-Fars harfleriyle okuma yazma bilenlerin oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4′tür. Yani kaba bir hesapla toplumun yüzde 90′ından fazlası Arap harfleriyle de okuma yazma bilmemektedir. Bu nedenle Harf Devriminin temel nedeni Türkçe’ye, Türkçenin yapısına hiç uymayan Arap alfabesini Türkçe’ye, Türkçenin yapısına çok daha fazla uygun durumdaki Latin kökenli alfabeyle değiştirmek, böylece okuma yazma oranını arttırmaktır. Ayrıca İsmet İnönü’nün ifade ettiği gibi, Harf Devrimi sadece bir okuma yazma kolaylığına da indirgenemez, Arap kültüründen kopup Batıya yönelmenin anahtarlarından biri olarak da düşünülmüştür Harf Devrimi. Sonuçta 1928′de Latin kökenli Yeni Türk harflerin kabul edilmesinden sonra Türkiye’de okuma yazma oranı yükselmiştir. Bugün bu oran yüzde 90′lara varmıştır.    

“MAZLUM MİLLETLERİN KURTULUŞ REÇETESİ ATATÜRKÇÜ REÇETEDİR”

Dünyanın örnek aldığı Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasımları nasıl kutlamalıyız?

S. M: 10 Kasım’larda Atatürk’ü anlamaya gayret etmeliyiz. Ancak onu anlamanın ötesinde Atatürk’ün fikir zenginliklerinden bugün ve yarın nasıl yararlanabileceğimizi düşünmeliyiz. Çünkü 20 yıldır Atatürk üzerine çalışan biri olarak söylüyorum, bizim ve çevremizdeki parçalanmış, ülkeleri işgal edilmiş mazlum milletlerin kurtuluş reçetesi hala Atatürkçü reçetedir.

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber