Bu haber kez okundu.

Ben gelecekten umutluyum, çünkü demokrasinin kıymetini öğreniyoruz

TÜRKİYE BAŞARMAK ZORUNDA, YA SEFALET YA ÖZGÜRLÜK

Doç. Selçuk Şirin, 18 yaşına kadar Ardahan Göle’de yaşadı. Kendi deyimiyle Türkiye’nin en başarısız lisesinden mezun oldu, ODTÜ’yü kazandı. Sonrası, alkışlanacak bir başarı öyküsü… Şimdi, New York Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Siyasi analizleriyle tüm dünyanın dikkatini çekiyor. 
Kendisiyle, görev yaptığı üniversitenin karşısındaki Washington Square Park’ta buluştuk. Türkiye’yi konuştuk. Bugünkü seçim için tahminini sordum. İşte yanıtı: “Yüksek ihtimal koalisyon olacak. 10 yıl ülkeyi koalisyon yönetecek. Umutluyum. Türkiye başarmak zorunda. Ya özgürlük, ya sefalet!”

Son kitabı, ‘Yol Ayrımındaki Türkiye’de ülkenin sorunlarını sayısal verilerle ortaya koyan Şirin, ‘baskı’lara dikkat çekti ve şu tespiti yaptı: Demokrasinin, devletin, laikliğin önemini öğrendik. Hukukun üstünlüğünü hayata geçirir, eğitimde çağı yakalar ve özgürlüklerin önünü açarsak bu yüzyıl bizim yüzyılımız olur. Umutluyum, çünkü Türkiye güçlü bir ülke

Selçuk Şirin. Ardahan’ın Göle İlçesi’nde doğup, tüm eğitim hayatını orada geçirdikten sonra önce ODTÜ, ardından Amerika’da okuyan bir Davranış Bilimi ve İstatistik Doçenti. Uzunca bir zamandır New York Üniversitesi’nde ders veriyor ancak yılın bir bölümünü de mutlaka Türkiye’de geçiriyor. Ben onu Twitter’da keşfettim! Sonra da blogunu ve yazılarını takip etmeye başladım. Son kitabı: “Yol Ayrımındaki Türkiye – Özgürlük ya da Sefalet” çok ilgimi çekti ve hazır bir seyahat için New York’a gitmişken hocayı aradım. Bu röportaj tam da seçimler öncesi hepimizin bulunduğu “yol ayrımını” anlatmak için yapıldı, en azından benim amacım o. 

ÖZGÜRLÜK SOFRADAKİ EKMEK GİBİDİR

- “Yol Ayrımındaki Türkiye” kitabınız çıktı, yolu açık olsun. Kitabın temel mesajı özgürlükle sefalet arasındaki ters ilişki. Diyorsunuz ki; “özgür olmadan kalkınamazsınız”. Ne alakası var?
Biz Türkiye’de özgürlüğü temel bir ihtiyaç olarak görmüyoruz. Özgürlük deyince akla açılıp saçılmak falan geliyor. Neredeyse şımarıklık özgürlük! Ben bu kitapla bu algıyı değiştirmek istiyorum. Özgürlük bir lüks değildir, sofradaki ekmek kadar temel bir ihtiyaçtır. 21. yüzyıl ekonomisinde özgür bireylere sahip olmayan ülkelerin sofralarında ekmeğin eksildiğini verilerle ortaya koyuyorum. Kitaptan bir örnekle ne demek istediğimi anlatayım: Sedat ve Jack’in hikayesi. Bakın Sedat Kapanoğlu genç ve idealist bir mühendis. Microsoft’u bırakıp Türkiye’ye geliyor iş kuruyor istihdam yaratıyor. Ekşi Sözlük diye bir platform kurup son derece başarılı oluyor. Jack ise benzer bir işe Sedat’tan yıllar sonra başlıyor, o da bir platform kurup adına Twitter diyor. Hikayenin sonu acıklı. Sedat kurduğu işten dolayı ödül alacağına yıllarca başı dertten kurtulmadı ve en sonunda 10 ay ceza alıp ülkeyi terk etti. Jack ise artık yılın işadamı seçildi. Devlet yetkilileri tarafından aşağılanmadı, el üstünde tutuldu. Ve bir milyarder oldu! Twitter malum beş tane THY ediyor. Şimdi özgürlük olsaydı Sedat memleketi terk etmez, binlerce kişiyi milyoner yapardı. Tıpkı Twitter’in yaptığı gibi! Eğer Türkiye, bireylerin özgürlüğüne dayanan bu yeni ekonomide at koşturmak istiyorsa yurttaşlarının yakasından düşmesi lazım! Onu yapma, buna dokunma şunu paylaşma diye diye birbirimizin boğazına çökünce sefaletten başka seçeneğiniz kalmıyor.

ÖNEMLİ OLAN ADİL REKABET ORTAMIDIR

- Benim gördüğüm Türk toplumu her şeyden daha çok “para” istiyor. Özgürlük bir talep mi Türkiye’de?
Doğrusu ben Türkiye’ye has bir özel durum görmüyorum bu konuda. Dünyanın her yerinde insanlar kendileri ve özellikle çocukları için daha müreffeh bir hayat istiyor ve bunun yolu da paradan geçiyor. Bunu zengin de fakir de istiyor. Sıkıntı bu istekte değil, sıkıntı bu isteği adil bir şekilde örgütleyememekte. Eğer toplum bu sizin sözünü ettiğiniz ‘hırsı’ iyi örgütlerse bu rekabete ve o da üretime yol açacak ve bu da herkesi zenginleştirecek. Bakın, birinin zenginliği bir diğerin fakirliği anlamına gelmiyor. Tam tersine eğer bir toplumdan bir girişimci çıkarsa o etrafını daha da zenginleştiriyor. Burada anahtar kelime rekabet. Eğer rekabetin kurallarıyla oynarsanız. Adil bir rekabet ortamı kuramazsanız o zaman ne oluyor biliyor musunuz? Üretim düşüyor. Yetenekli olan değil tanıdığı olanın iş yaptığı bir ekonominin başarılı olma şansı yok uzun vadede. Çünkü en iyiye değil en yalakaya fırsat veren bir ekonomi iflas etmeye mahkumdur. O nedenle ben diyorum ki gelin Türkiye’de özgür bireylerin becerileriyle adil bir rekabete gireceği bir sistem kuralım ve herkes kazansın. Özgürlüğü kısarsanız, yurttaşlarınızın bir kısmını din, dil, ırk ya da politik görüşlerinden dolayı rekabetin dışında tutarsanız zenginleşmeniz mümkün değil.

BİLGİYİ ENGELLEYEREK KALKINMA OLMAZ

- Ardahan’ın köyünde büyüdüğünüz Türkiye mi daha özgürdü, bugünün yeni Türkiye’si mi?
Ben özgürlüğe daha somut bakıyorum. Bakın ben köydeyken bir gün elime bir Milliyet Çocuk Dergisi geçmişti. Günlerce, tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum, çünkü gazete dergi falan görmezdik köyde. Şimdi artık köylerde de kenar mahallelerde de gazete ve internete ulaşmak mümkün. O anlamda ben bilgi ve insanların dolaşım hızına bakınca şimdi daha özgür bir ortam olduğunu düşünüyorum. Ancak merkezi otoriteden kaynaklı baskılar var. Sonuçta basın özgürlüğünde ilk 150 ülke arasına zor giren bir ülkeyiz. Bu durum şu anda kalkınmamızın önündeki en büyük engel! Bilgi ekonomisi deyip, bilgiye ulaşmanın önüne engel koyarak kalkınmak mümkün değil.

TOPLUMSAL BELALAR BULAŞICIDIR

- Kitabınızdaki en çarpıcı makalelerden biri Suriyeli mülteci krizi üzerine. “Pakistan’ın Afganistanlaşması”ndan söz ediyorsunuz. Neydi bu durum, bir hatırlatalım?
Bunu bana Pakistanlı öğrencilerim anlattılar, Suriye krizi çıkınca; “Hocam aman dikkat edin biz bir zamanlar Hindistan ile yarışıyorduk, şimdi onlar uzaya gidiyor biz Ortaçağ’a döndük” dediler. Gerçekten de öyle oldu Pakistan! Türkiye eğer sınırlarında Talibanvari bir vahşiliğe evet derse bu belanın orada kalacağını beklemek saflık olur. Toplumsal belalar bulaşıcıdır.

KURDUĞUM HAYAL YAYILSIN İSTEDİM

- 1 Kasım’da seçim var. Koalisyon çıkacak gibi görünüyor. Ya yine hükümet kurulamazsa?
Bu sefer toplumsal baskı daha fazla olacaktır. Seçmenlerin baskı gücü sonucu belirleyecek. Ben gelecekten umutluyum. Türkiye bu dönemde demokrasinin kıymetini öğreniyor. Aktörlerin değil sistemlerin öne çıktığı bir devletin önemini öğreniyor. Din ile devlet işleri arasındaki bağın önemini öğreniyor.
- Son sorum da şu: Türkiye’nin en büyük şansı, avantajı ne? Biz ne için hâlâ umut 
etmeye devam edebiliriz?
Türkiye güçlü bir ülke. Nüfusu hem genç hem de diğer genç ülkelere göre çok daha eğitimli bir ülke. Bir de Türkiye halkı artık Batı medeniyetiyle ciddi anlamda örtüşmüş bir halk. Altyapımız da sağlam. Eğer Türkiye irade koyar da özgürlüklerin önünü açan, hukukun üstünlüğünü hayata geçiren ve eğitimde çağı yakalayan bir reform paketini hayata geçirirse bu yüzyıl bizim yüzyılımız olabilir. Bakın milli gelirimiz 8 yıldır 10 bin dolara takılıp kaldı. Bu dediğim yapısal reformlarla istesek önümüzdeki dönemde 20 bin dolar mili geliri yakalamamız mümkün. Kitabı biraz da bu hayali çoğaltmak için yazdım. Umutlu olmasam yazmadım.

 

Türkiye ölümlere alıştırılıyor

- Amerika’dan bakınca Ankara’da patlayan bomba ne düşündürdü?
Ortadoğu bataklığı! Ülke gözümüzün önünde ölümlere alıştırılıyor. Bu bir ülke için en büyük felaket. O hafta yazdığım köşe yazısında sayı değil insan dedim. Çünkü artık sayıları 10’ar 10’ar geçiyoruz. 105 kişi demek 105 hayat demek!

EĞER SOMA MİLAT OLSA ERMENEK YAŞANMAZDI

- Türkiye işçi ölümlerinde halen Avrupa Şampiyonu! Bu veri ne anlatıyor bize ve memlekete dair?
“Bir Türk dünyaya bedel” diyoruz ama bir ton kömür üretirken bizde hayatını kaybeden işçi sayısıyla ABD ya da Çin’i kıyaslayınca ortaya korkunç bir tablo çıkıyor! Bunun nedeni ölümlerin hesabının sorulmuyor olmasıdır. Bizde adil bir hukuk sistemi olsaydı, işçinin burnu sebepsiz yere kanayınca o şirketin yöneticisi hesap verseydi kimse kolay kolay işçilerin hayatını riske atan iş ortamları yaratamazdı. Soma’yı milat yapsaydık, Ermenek olmazdı.

Mustafa Kemal’i bile anlatamayan eğitim sistemimiz var

- Ekonomiden söz etmişken, bu aralar “yerli oto” tartışması yeniden alevlendi biliyorsunuz…
Ben size fındığı anlatayım. Türkiye dünyadaki fındığın yüzde 80’inin üretiyor. İhracatta dünyada bir numarayız. Geçen sene rekor kırıp 2.5 milyar dolar kazanmışız. “Kim alıyor bu fındığı ve ne yapıyor?” diye biraz araştırdım. Bizim fındığı alan bir İtalyan firma var. Adam fındığı alıp üstüne bir marka koyuyor ve 13 milyar dolar kazanıyor. Kimi hamallık yapar kimi işin içine akıl katar!
Övünüyoruz fındıkta ihracat rekoru kırdık diye ama bir tane marka yaratamamışsın işte. Niye? Çünkü o markayı yaratmak için yaratıcı ve özgür bireylere sahip olacaksın. Sanata, yaratıcı düşünceye hiçbir değer verme, hayal gücünün önüne günah-yasak-tabu diye engel koy ondan sonra bizden niye icat çıkmıyor, bizden niye marka çıkmıyor? Nasıl çıksın? Kaynağında kurutuyorsun sen fikirleri!
- Eğitimin kalkınmayla ne ilgisi var?
Kalkınma için ben üç koşul öne sürüyorum: Özgürlük, adil rekabet ve eleştirel düşünceye dayalı eğitim. Bunlardan biri tek başına sizi kalkındırmaz. Yani eğitim şart deniyor ya ben özgürlük de hukuk da şart diyorum. İnsanların özgürce hayaller kurduğu, bu hayalleri rahatça paylaştığı iklimden icat çıkıyor. Ama tek başına özgürlük ve adalet de yetmiyor çünkü becerikli bireylere ihtiyacınız var. İşte bu noktada eğitim şart oluyor.

EĞİTİMDE NAL TOPLUYORUZ

Peki bizde durum ne: Türkiye eğitimi nal topluyor! Bizim çocuklarımızı dünyanın çocuklarıyla kıyaslayan bir ölçek var, adı PISA. 3 yılda bir yapılan bu sınavda son 12 yıldır bir sıra bile ilerleyemedik. Hatta gerileme var. Bakın dünyada bu testlerde çocuklarımız ilk 40 ülke arasında yok! Şimdi G-20’deyiz diye hava atıyoruz ya. İşte sen oradasın ama çocukların yok. Bu ciddi bir durum. Türkiye acil olarak çocuklarına beceri bazlı, eleştirel düşünceyi temel alan yeni bir eğitim sistemi kurmak zorunda. İstiklal Marşı’nı makamıyla okumayı, Mustafa Kemal’i anlatamayan bir sistemimiz var. Bütün okulları imam hatip yapsalar da sonuç değişmez. Hiçbir şeyi okulda öğretemeyen bir sistem var, sorun burada! Eğitimle çocukları şekillendirmek isteyen hiçbir sistem başarılı olamadı.

RÖPORTAJ: Özlem GÜRSES

Sözcü

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Okşan Özyüksel 1 yıl önce

Öncelikle Merhaba;
mükemmel bir makale olmuş. Ne yazık ki önümüzde ki 50 yıl için eğitim de yeni bir reform sistemi planlanılmadığı sürece. Sonumuz tüm eğitimden uzak kalmış toplumlar gibi yok edilip gidecek.

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber